Katılım Sigortacılığı

Katılım Bankacılığının gelişimi Ülkemizde seksenli yılların başında konvaksiyonel bankacılığın alternatifi olarak ortaya çıkmıştır. Amaç faizden farklı olarak kar / zarar ortaklığına katılım esasını öngörmektedir. Aynı şekilde sigortacılık alanında da hassasiyeti olan kişiler içinde faizsiz sigortacılık yapan şirketler ortaya çıkarak bu alanda ki boşluğu doldurmaya çalışmışlardır. Yasal bir düzenleme olmamasına rağmen katılım sigortacılığı yapmaya çalışmışlardır.

Katılım sigortacılığı, Katılımcıların kendileri ile diğer katılımcıların tazminat ve/veya birikim ödemelerine ilişkin taleplerinin karşılanmasını sağlaması için  oluşturulan risk fonuna katkıda bulunarak bir prim havuzu ile fon oluşturulur. Söz konusu bu fonunun sigortacılık faaliyeti yapmasına izin verilmiş bir sigorta şirketi tarafından katılım finans ilkelerine uygun olarak yönetilmesi ve ortak risk paylaşım esaslarına dayanan sigorta şirketi tarafından yönetilmesi gereklidir. Bu sistemde, toplanan paralar fon havuzunda birikir ve katılımcıların zararları bu havuzdan ödenir. Burada biriken fonları aynı katılım bankacılığında olduğu gibi faiz getirisi olmayan yatırım alanlarında değerlendirerek nemalandırılması gereklidir. Yıl sonunda elde edilen kazanç havuzdaki katılımcılara payları oranında tekrar dağıtılması gereklidir.

Katılım sigortacılığı esaslarına göre faaliyet gösteren sigorta şirketleri iki ayrı yönetim modeli ile çalışacaklardır. Ayrıca bunu yönetim modelinden hangisi ile çalıştığını sigorta poliçelerinde mutlaka göstermesi gereklidir.

Vekâlet Yönetim Modeli: Şirketin, risk fonunun yönetimi ile sigortayla ilgili diğer teknik ve yasal işlemleri karşılığında vekâlet ücreti aldığı modeldir. Bu modelde sigorta şirketi ile katılımcılar arasında bir vekalet sözleşmesi imzalanacak ve sigorta şirketi ücretini bu vekalet ücretinden karşılayacaktır.

Vekâlet/Mudarebe Karması (Hibrit) Modeli: Şirketin, risk fonu yönetimi ile sigortayla ilgili diğer teknik ve yasal işlemler karşılığında vekalet ücreti aldığı, teknik karın tamamının katılımcılara dağıtıldığı fakat yatırım karının katılımcı ile şirket arasında önceden belirlenmiş bir oran üzerinden paylaşıldığı modeldir. Bu modelde ise katılımcılardan toplanan primler fona aktarılacak. Toplanan bu fondan masraf ve hasar ödemeleri yapılacaktır. Tüm ödemeler yapıldıktan sonra kalan miktar, katılım esaslarına uygun yatırım araçlarında nemalandırılacaktır. Bu modeli benimseyen sigorta şirketleri de elde edilen kâr veya zarara bu çerçevede katılacaklardır.

Katılım sigortacılığı faaliyetinde bulunacak şirketlerin bir danışma kurulu oluşturması zorunlu hale getirilmiştir. Danışma kurulu, şirketin yönetim kuruluna bağlı olarak faaliyet gösterecek olmakla birlikte şirketin yatırım faaliyetlerini, uygulanan politika ve prosedürlerini, katılım sigortacılığı ve katılım bankacılığı ilkelerine uygun bir şekilde yürütülmesi için çalışmalar yapacaktır. Dileyen şirketler bu faaliyeti dışarıdan hizmet alımı yaparak da gerçekleştirebileceklerdir.

Mevzuatımızda açıkça yer almamasına rağmen, bugüne kadar bazı sigorta şirketleri tarafından “pencere usulü” ile yürütülen faaliyetler artık tek bir yasal zemine oturtarak faklı işleyişlerin önüne de geçmiş olacaktır. Pencere usulü ile sigorta şirketleri ayrı bir şirket kurmak yerine kendi bünyelerinde katılım sigortacılığı yapmasına olanak sağlıyordu. Bu yönetmelik ile şirketlere üç yıl içerisinde katılım sigortacılığı prensiplerine uygun hale gelmek zorunda kalmışlardır. Farklı işleyişleri ortadan kaldırarak hukuki bir zeminde faaliyet göstereceklerdir.

Yönetmeliğin Aralık ayında yürürlüğe girmesi ile birlikte sigortacılık alanında ki bu yeni süreci de yakından takip edeceğiz…

0 cevaplar

Cevapla

Yorumunuzu bizimle paylaşmak ister misiniz?
Düşüncelerinizi bizimle paylaşın!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.