Serdar POLAT – Yüksek Lisans Projesi

GİRİŞ
İnsanların sahip oldukları tüm değerleri ve girişimleri risk (riziko) adı altında belirsizliklerin tehdidi altındadır. Bu risklerden tam anlamıyla kaçınılması mümkün olmamakla beraber risklerin en aza indirgenmesi ve çeşitli tedbirler alınması doğal bir süreçtir. Sigorta risklerin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkan zararları karşılar. Böylece insanların gelecek kaygısını bertaraf edip rutin hayatlarına devam edebilme imkanı verir. Sigorta kişi ve kurumlara güven verir, geleceğin planlanmasını sağlar, girişimciliği teşvik eder. Günümüzde sosyal faydalarının yanında ekonmik faydalarıyla sermaye piyasalarının önemli aktörlerinden biri olan sigortacılık sektörünün gelisimini engelleyen sebeplerin başında insanların dini hasasiyetleri ve sosyal yaşamları gelmektedir.
Benzer risklere maruz kalan insanların bir araya gelerek fon oluşturması ve zararların burdan karşılanması sigortanın temel prensibidir. Burdan yola çıkarak aslında islamiyette sigortanın yeri yardımlaşma ve birbirine destek olma düşüncesiyle de temelde örtüşmektedir. Dikkat edilecek husus toplanan fonların faizsiz enstürmanlarda değerlendirilmesi ve dönem sonlarında kar/zararın tüm katılımcılarla paylaşımı olacaktır.
Çalışmanın amacı katılım bankaları sigorta uygulamalarında tekafülün yeri ve geleceğini nasıl olduğunu araştırmaktır. Çalışmanın sınırlaması sadece tekafül sigorta uygulamasında tekafül ile ilgilidir. Diğer uygulamalar çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Yukarıdaki amaç ve sınırlamalarla çalışma 3 ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; katılım bankalarının kurulması ve ekonomideki yeri teorik olarak incelenmiştir. Çalışmamın ikinci bölümünde; katılım bankalarında sigorta uygulaması incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde; katılım bankalarının tekafül uygulamaları incelenmiş ve katılım bankalarında nasıl bir yeri olduğu belirlenmiştir.
Çalışmada uygulanan araştırma yöntemi konu ile ilgili literatür taraması şeklindedir. Yayınlanan kitaplar, makaleler, tezler ve güvenilir internet kaynaklarından faydalanmıştır. Elde edilen veriler birbirleriyle ilişkilendirilerek yorumlanmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
KATILIM BANKALARININ KURULMASI ve EKONOMİDEKİ YERİ
1. KATILIM BANKALARININ KURULMASI, AMACI ve ÖNEMİ
Katılım Bankalarının kurulması, amacı ve önemini değerlendirmeden önce İslami Finans Kavramı ve Katılım Bankacılığı tanımından bahsetmek yerinde olacaktır.
1.1. İslami Finans Kavramı
İslami Finans kavramı genel anlamda her bakımdan finansal faaliyet ve işlemleri İslami kurallar çeçevesinde uygulayan sistemdir. İslamiyette faizin haram olarak kabul edilmesi dolayısıyla müslüman toplumların bu hasasiyette davranış sergileme arzuları tüm dünyadaki gelişen piyasalar içinde artık İslami Finansın alternatif olarak görülmeye başlanmasını sağlamıştır. İslami Finans yöntemlerinde ve kullanınalan piyasa enstürmanlarında faizli işlemlerin yasak olması, İslam dininin kültür ve ahlakı ilkelerine dayanmaktadır. Global finans sistemleri artık bu minvalde yeni ürünler geliştirip çözümler sunma gayretine girişmiş büyüyen bu pastadan pay alabilme refleksini göstermeye başlamışlardır.
“Faizsiz finans sistemine ait ürünlerin dünya genelinde 1970’lerden bu tarafa bir çok ülkedede kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir. Bu ülkeler geçmişte ağırlıklı olarak Orta Doğu ve Güneydoğu Asya‟da yoğunlaşmışken, günümüzde Batı ülkelerinde (İngiltere, Almanya, ABD) de faizsiz finans sistemi hızla yayılmaya başladığı görülmektedir. Faizsiz finans kurumları, fon temini, varlık dağılımı, ödeme ve döviz işlemleri, risk yönetimi ve riskten korunma gibi çok çeşitli hizmet veya ürünler sunabilmektedir. Risk paylaşımı, kâr/zarar ortaklığı gibi geleneksel finansal ürünlerin yanında, Kira sertifikası, DJIM (Dow Jones Islamic Market) ve GIIS (Global Islamic Index Series) gibi yeni finansal ürünlerin geliştirilmiş olması dikkati çekmektedir. Ayrıca Körfez ülkeleri ve Malezya gibi ülkelerin kurduğu İslamî yatırım fonlarının da faizsiz finansın gelişmesi ve büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunduğu söylenebilir.
1970’li yıllardan itibaren gelişme gösteren İslam Finans Sistemi‟nin, 2000’li yıllarla birlikte uluslararası finansal sitemle de bütünleşme yolunda önemli ilerlemeler sağladığı ve günümüzün gereği olarak farklı istek ve ihtiyaçlara cevap verebilecek araç, yöntem ve hizmetler geliştirebildiği görülmektedir. Doğal olarak bu sağlanan gelişmede petrol ihraç eden İslam ülkelerindeki fon fazlalarının da etkili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle 2000’lerin başlarından itibaren kullanılmaya başlanan Sukuk’un günümüzde giderek daha fazla ilgi çeken bir araç olduğu ve giderek daha fazla kullanım alanı bulmaya başladığı görülmektedir.
1.2. Katılım Bankacılığı Tanımı
Katılım Bankaları mali sektörde faaliyet gösteren, reel ekonomiyi finanse eden, islam hukuku ve hasasiyetlerine uyfun faizsiz bankacılık hizmetleri sunan finans kuruluşlardır. Temelde finansal süreçlerin başından sonuna kadar islami kurallara uygun bir şekilde yürütülen faaliyetleri yürüten kuruluşlardır da diyebiliriz.2 İslam bankacılığı, Faizsiz bankacılık ve Katılım bankacılığı kavramları genel olarak aynı kurumları ifade eder. Fakat faizsiz bankacılık tabiri daha geniş bir alanı kapsar. Katılım bankaları, müşterilerinden topladıkları fonları, faizsiz finans enstürmanlar dahilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek, elde edilen kâr veya zararı tasarruf sahipleriyle paylaşırlar. TL, USD ve EURO bazında vadeli hesaplarda toplanan fonlar, kurumsal finansman desteği, bireysel finansman desteği, finansal kiralama, kâr veya zarar ortaklığı yöntemleriyle değerlendirilir. Katılım bankaları nominal işlemler üzerinden kâr ya da zarar üretmeyen ama reel ekonomik faaliyetleri gerçekleştiren kurumlardır. Bu bağlamda ne tasaruf sahiplerinden toplanan fonlara ne de girişimcilere kullandırılan fonlara faiz niteliğinde bir gelir oluşturmazlar. Ticaretin ve sanayinin ihtiyaç duyduğu hammadde, yarı mamul veya mamul madde, gayrimenkul, makine veya her tür teçhizatın temini, bu yöntemler aracılığıyla sağlanmaktadır. Katılım Bankaları nakit kredi vermezler, ancak halkın ihtiyaç duyabileceği bankacılık hizmetlerini sunarlar.
Katılım Bankalarının varlık nedeni ve altın kuralı “Faizsizlik Prensibi’dir. “Faizsizlik Prensibi”nin özü de;
• Fon toplarken “sabit bir getiri” taahhüt etmemek,
• Fon kullandırırken nakit kredi vermeyip, malı peşin alıp vadeli satmaktır.
1.3. Katılım Bankacılığının Kuruluş Nedenleri
Dünya’da ve ülkemizde Katılım Bankaları İslamiyette faizin haram olması, faize bulaşmadan finans sisteminin yürütülmesi ihtiyacı ve bu ihtiyaca istinaden oluşan talep nedeniyle kurulmaya başlanmıştır.Katılım Bankalarının kurulma sebeplerini dini, ekonomik ve sosyal sebepler olmak üzere üçe ayırabiliriz.
1.3.1. Dini Sebepler
Toplumsal hayatı, insanın manevi yönünü ve davranıslarını düzenleyen kaidelerin önemli bir kısmı dini olanlardır. ilahi dinler faizi siddetle yasaklamıslardır. Bugün Yahudi ve Hiristiyan dinleri de islam dini gibi faizi siddetle yasaklar. Bugün dindar Yahudiler arasında faiz islemleri yasaklandıgı gibi Protestanlıgın intisarına kadar da faiz yasaktır. Ancak italyan Katolik din bilgini papaz “Saint Thomas d’Aquin’in görüsleri faizin yasak olmadıgını benimseyen Martin Luter, Calvin ve İngiltere kralı VII Henry’ye yol göstermis ve faiz Ortodoks iktisadın temelini teskil etmistir.” 4 İslâm dininde de bu degişmemis faiz ayet ve hadislerle açık bir dille yasaklanmıstır. Kur’an da bazı ayetlerde faiz büyüme, artma, yükselme anlamlarında yer almaktadır. Kur’an da faizi yasaklayan dört ayet bulunmaktadır. Faizin yasaklanmasında Kur’an’ın takip metodu tıpkı içkide oldugu gibidir ve Kur’an faizi kademe kademe yasaklamıstır. Bunun sebebi faizin yaygın olması ve toplumun tedricen yeni islâm toplumu için egitilmesi ve sistemin yerlesmesine imkân verilmesidir. Faizcilikle hasir nesir bir toplumda faizin bir çırpıda yasaklanması zor olurdu.
Kur’an da ilk ayet; “İnsanların malları içinde artsın diye verdiginiz herhangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat Allah’ın rızasını dileyerek verdiginiz herhangi bir sadaka böyle degildir. iste onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.”5 Bu ayette faiz; verenin daha fazla getiri beklentisiyle verdigi bagıs ya da hediye anlamında yer almaktadır. Buradaki artıs mesru bir artıs degildir. Kur’an da faize sırasıyla Nisa 161. ayet ve Bakara 275-279 ayette de aynı sekilde yasaklanırken, en son ayet: “Faiz yiyen kimseler mahserde ancak seytanın çarptıgı kimsenin kalktıgı gibi kalkarlar. Bu onların, “Zaten alısveris faiz demektir” demelerindendir. Oysa Allah alısverisi helal, faizi haram kıldı.”6 Bu son ayette dikkat edilirse Kur’an-ı Kerim’de ana para üzerinde meydana gelecek her artış yasaklanmamıs, özel bir artıs olan faiz yasaklanmıştır. Nitekim alışveriş esnasında da anaparada bir artıs meydana gelmesine ragmen bu artısa karsı çıkılmamıs, tersine bunun helal oldugu söylenmistir.7 İslâm faize, onun herhangi bir zarar ihtimali olmadan kesin bir kazanç olması nedeniyle izin vermemistir. Faizin yasak kılınmasının diger sebepleri olarak; insanların aldanışa düşürülmelerini ve onlara zarar vermeyi önlemek gibi hususları öne sürmüştür. Çünkü bazen iki cinsten birisinde, ötekinden ayrı bir özellik oldugu sanılabilir. Günümüzde islâmi toplumlarda da bankacılıgın her türlü hizmetlerine, tasarrufların islâmi bankacılık yöntemleriyle degerlendirilmesine, fonların transferine ve sosyal ihtiyaç halinde bunların islâmi bankalar vasıtasiyle karsılanmasına olan ihtiyaç v.b. sebeplerle islâm toplumları da islâmi kurlarla işleyecek, kendilerine manevi mesuliyet yüklemeyecek bankalara ihtiyaç duymaktadırlar.
1.3.2. Ekonomik Sebepler
Ekonomik nedenlerin ilk sırasında, 1970’li yıllarda petrol fiyatlarındaki artış islam ülkelerinin ekonomik işbirliğine gitmesini gerektirmiştir. İslam ülkeleri yüksek petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen soyal ve ekonomik açıdan batıdan geri kaldıkları için hem Avrupa hem de Amerika’nın yönlendirme ve direktiflerini maruz kalmışlardır. Bunun en önemli örneği kullanınal para priminin USD olması gösterilebilir.9Ekonomik nedenlerle islâmi bankalara günümüzde ihtiyaç duyulmaktadır. Bankalar olmadan ekonomi ve mali politikaların yönetilebilmesi ve yürütülmesinin imkânsız olması islâmi bankacılıgın gelistirilmesi için elzem bir hal almıştır. 1970’lerin basından itibaren islâm Konferansı Teskilatı (Organization of islâmic Conference –OIC)’nın yürüttügü çalısmalar, islâm ülkeleri arasındaki ekonomik iliskileri canlandırarak sermaye hareketliligini hızlandırmak ve ortak çalısmayı gerçeklestirmek için yapılması gerekli çalısmaların en önemlilerinden birisi olan İslâm Bankaları’nın önemini daha fazla gün yüzüne çıkarmıstı. Sanayi ve teknolojik gelismenin hız kazandıgı bu dönemde, ihtiyaç duyulan sermayenin bankalara alternatif olabilecek faizsiz bankaların faaliyete geçmesi, tüm dünyadaki müslüman yatırımcıların ve ülkelerin büyük isler yapması birinci derecede önemeli görülmüstür. Bu nedenlerden ötürü bu konuda bazı somut adımlar atılmaya baslanmıstır. İslâm ülkeleri arasında sermaye hareketlerini canlandıracak, isbirligini ve kaynak transferini gerçeklestirecek uluslararası islâmi bankacılık fikri özellikle Suudi Arabistan Kralı Faysal tarafından desteklenmistir. İslâm bankacılıgı teorileri nihayet 1974 yılında islâm ülkeleri arasında islâm Kalkınma Bankası’nın kurulması sonucunu vermistir. İslâm Kalkınma Bankası’nın kurulusuna kadar İslâm ülkelerinde bazı denemelerin oldugu da gözlenmektedir.
1.3.3. Sosyal Sebepler
Katılım Bankacılığın kurulması ve gelişiminde dini ve ekonomik sebeplerle birlikte sosyal sebeplerde önemli yer teşkil etmektedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki gelir paylaşım dengesizliğini bertaraf edebilmek için faizsiz bankacılığın temel prensibi emek-sermaye ortaklığı ana neden olmuştur. Klasik bankacılıkta önceden faiz oranının belli olduğu yatırımların getirisinden mutlu olan kesim faizsiz finans siteminde sermayesi az ya da çok o oranda kar ve zarara katılmaları sağlanmakta bu da toplumun tüm taraflarına hitap etmektedir. Böylece sosyal devlet anlayışının islami finansın gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir.
2. TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞI
“Ülkemizde 15.12.1983 tarihinde Bakanlar Kurulu’nca kabul edilen Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’de belirtildiği üzere kâr ve zarara katılma esasına göre çalışan bu bankacılık türü ilk defa ‘özel finans kurumu’ kavramı ile Türk Finans sisteminde yer almıştır. Özellikle yurtdışı işlemlerinde ve piyasalarda ‘özel finans kurumu’ (Special Finance House) ifadesinin açıklanması ihtiyacının doğurduğu sorunlar ve muhatapların karsılarında bir ‘banka’ olup olmadığı yönündeki kuşkularının giderilmesi amacıyla faizsiz prensipler dahilindeki kâr-zarara katılımı temsilen ‘katılım’, içinde bulundukları sektörü ve faaliyet alanlarını temsil etmesi amacıyla ‘banka’ ibareleri kullanılarak 5411 sayılı bankacılık kanuna göre ‘katılım bankası’ seklinde ifade edilmeye başlanmışlardır.”
“Türkiye’de 1985 yılında ilk katılım bankasının kurulmasından sonra, 2000’li yılların başında bankacılık sektörü aktiflerinin %2’sine ancak ulaşırken, 2010 yılında %4,3 oranına ulaşmış ve özellikle son beş yıldaki hızlı büyüme ivmesi ile 2013’ün üçüncü çeyreği itibariyle 90,7 ulaşmıştır. 2013 yılı üçüncü çeyreği itibariyle toplanan fonlar %22 artarak 59,8 milyar liraya, kullandırılan fonlar ise %28 artarak 63,9 milyar liraya yükselmiştir. 9 aylık toplam net karı, geçen yılın aynı dönemine göre %9 artışla 786 milyon Katılım bankaları son beş yıl çerisinde aktif büyüklüğünde mevduat bankalarına göre daha yüksek bir büyüme sergilemiştir. 1985 yılında 2 banka ve 2 şube ile başlayan ve 2003 yılında 188 şube ve 3520 personel istihdam eden katılım bankaları bugün 4 katılım bankası ile toplam şube sayısı Eylül 2013 itibariyle 938, personel sayısı ise 16 bin 731 olmuştur. Katılım bankalarının performansı ncelendiğinde son 5 yılda özellikle Kuveyt Türk’ün katılım bankaları arasında aktif büyüklük pazar payı %21’den %26’ye çıkararak önemli bir atılımda bulunmuştur. Bank Asya Pazar payını %31 – 32 bandında sabit tutmayı başarmışken, Albaraka Türk ve Türkiye Finans ikişer puan pay kaybetmişlerdir. Gözlenen bir diğer husus ise özellikle Kuveyt Türk ve Türkiye Finans’ın son yıllarda net kârlarını önemli seviyede artırabilmiş olmalarıdır.”13 Ülkemizde Katılım Bankaları, ilk olarak ‘Özel Finans Kurumları’ adıyla, Bakanlar Kurulunun 16.12.1983 tarih ve 83/7506 sayılı Kararname’sine dayanılarak kurulmuşlardır.
“Ülkemizde 1985‟te faaliyete geçen ilk katılım bankaları Albaraka Türk ve Faisal Finans olmuştur. O zaman ki adıyla Özel Finans Kurumları olarak anılmışlardır. 1989`da Kuveyt Türk, 1990`da da Anadolu Finans kurulmuştur. 1996‟da Asya Finans kurulmuştur. Faisal Finans‟ın el değiştirmesiyle Family Finans adını alan kurum Anadolu Finans ile birleşerek bugünkü Türkiye Finans haline gelmiştir. Özel Finans Kurumları 2005 yılına kadar faaliyetlerini hep bu isimle devam ettirmiş, 2005 yılında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu‟ndaki değişiklik ile son isimlerini (Katılım Bankası) almış böylece dünyaca bilinen, kolay tanımlanabilir bir statüye kavuşmuşlardır. Yine 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu Geçici 18. Madde ile daha önce Özel finans Kurumları‟nın kendi aralarında oluşturdukları ve müşterilerine 50.000 TL‟lik güvence sağlayan Güvence Fonu da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)‟ye devredilmiştir. Yani artık Katılım Bankası müşterileri de 100.000 TL‟ye kadar TMSF güvencesine diğer ticari bankaların müşterileri gibi sahip olmuşlardır.”14Ülkemizde hali hazırda faaliyette bulunan 4 tane Katılım Bankası bulunmaktadır. Bunlar; Albaraka Türk, Bank Asya, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans Katılım Bankası’dır. Katılımcılardan alınan teberrular (primler) havuzda toplanmakta ve hasar ödemeleri bu havuzdan karşılanmaktadır. Ayrıca bu meblağ Katılım Bankaları, İMKB Katılım Endeksine Kota Şirket Hisseleri, Sukuk, Döviz-Altın gibi Danışma Kurulu tarafından uygunluk görüşü verilen yatırım alanlarında değerlendirilmekte ve elde edilen kazanç belirli oranlarda havuza aktarılmaktadır. Katılım Bankaları, Türk Bankacılık Sisteminde alternatif değil, sistemi tamamlayıcı bankalardır. Mevduat Bankaları ile Kalkınma ve Yatırım Bankaları yanında üçüncü tarz bir bankacılıktır. Fonksiyonel olarak mevduat bankalarına benzemektedirler. Fon toplama ve kullandırma yöntemleri farklıdır. Katılım bankalarının çalışma biçimi başlığı altında bu detaylara yer verilecektir.
Grafik 1: Bankacılık Sistemi

bankacilik-sistemi
2.1 Türkiye’de Katılım Bankacılıgının Kurulmasına Neden Olan Faktörler
2.1.1. Dıs Faktörler
1974 yılından bu tarafa petrol fiyatlarındaki hızlı artıslar, petrol bolluğuna sahip ülkelerde yüksek oranda döviz birikmesine sebep olmuştur. Bu sermaye atışı, söz konusu ülkelerin kalkınma hamleleri yapmasına olanak sağlamış, buna baglı olarak da ithalat rakamlarında artışlar olmaya başlamıştır, ancak hızlı kalkınmayı kısa sürede sağlayacak alt yapının olmaması, saglanan tüm kaynakalrın içte yatırıma dönüstürülmesine imkan vermemistir. Sermaye artışı olan petrol üreticisi ülkeleri dıs dünya pazarlarında mali ve fiziki yatırım alanları aramaya iterken, petrol ihtiyacı olan ülkeleri de bu kaynakları kend, ülkelerine çekmek için yogun çabalar harcamaya itmistir. 1980’li yılların baslarında Türkiye ile Ortadogu’nun petrol zengini islâm ülkeleri arasında ticari ve siyasi alanlarda yasanan hızlı büyüme ülkelerinin mali yapılanırdaki ayrışmadan dolayı mali sektörde yasanamamıstır. Katılım Bankalarının kurulmasıyla islâm ülkelerinde var olan, fakat mali yapılardaki farklılıklar ve diğer nedenlerle ülkemize gelmeyen sermayenin, ülkemize çekilmesi ve bu da ekonomik ve ticari iliskilerin daha da artması hedeflenmistir.
2.1.2. İç Faktörler
Katılım bankalarının kurulmasında rolü bulunan iç faktör ise dini inançları nedeniyle faizi haram kabul eden kisi ve kurumların, ülke içi ve dışında döviz, bina, altın, arsa şeklinde tutulan ve ekonomik konkoktürün dısında kalmış sermayenin üretim sürecine dahil edilmesidir.16 Özel Finans Kurum’larının ortya çıkışında dış faktörler kadar iç faktörlerin de rolü olduğunu söylemek mümkündür. Bu sistemle dini hasasiyetler dolayısıyla tasarruf kurumlarına gelmeyen ülke içinde ve dışında bina, arsa döviz, altın, şeklinde tutulan ve hatta yoğın biçimde yastık altında kalan birikimlerin sermaye piyasına dahil edilme imkânı olacaktır. Ortya çıkan bu ek kaynak dolayısıyla, üretim hacmi artarken, banka kaynakları üzerinde var olan talebin azalması da mümkün olacaktır. Bu durum bankaların daha az merkez bankası kaynağı ile çalışması sonucunu doğurursa, emisyon hızını düşürmek için bir yol daha açılmış olacak, böylece banka kredileri için yapılan emisyonun doğurduğu enflasyonist baskı azalabilecektir. Ayrıca şirketlerin, sabit bir bedeli olmayan, karşılığı sağlanacak kârdan ödenecek risksiz bir kaynakla finanse edilmeleri, şirket maliyetleri içinde önemli bir yer alan faiz giderlerinin azalması sonucu verebilecek, şirketlerdeki birim maliyetini azaltacak, bu durum maliyet enflasyonun durdurulmasına sebep olabilecektir.
2.2. Katılım Bankacılığının Amaçları
İslami bankacılığının genel amacı, İslam’ın kabul ettiği ekonomik prensipler doğrultusunda ekonomiye katkı sağlamaktır. Özellikle faiz hassasiyeti olan toplumlarınn, fon oluşumuna etkin bir şekilde katılmaları sağlanırken, bu oluşumun elde edilmesi için de gerekli ortamın hazırlanması gerekmektedir. Bu nedenle mevcut hukuk sistemi dahilinde islami bankacılık anlayışını kendilerine prensip edinen katılım bankalarının temel amacı; faizin olmadığı, kar ve zararın paylaşıldığı, İslami kurallara aykırı olmayan ticaret türlerinin hakim olduğu bir piyasanın oluşturulması olarak tanımlanabilir. 18 Katılım bankacılığının amaçları, maddeler halinde aşağıdaki gibi sıralanabilir.
2.2.1. İslami Prensiplerin Ekonomik Hayata Uygulanması
Katılım bankacılığının en önemli amaçlarının başında, İslam’ın kabul ettiği ekonomik prensipler dahilinde ekonomiyi geliştirmektir. İslam dininin getirdiği faiz yasağı nedeniyle, klasik bankalardan uzak duran, İslami hassasiyetleri yüksek olan kişi ve kurumların birikimleri, ekonomiye katılmamış ve bu tasaruflar atıl kalmıştır. Atıl kalan bu tasarufların ekonomiye kazandırılmasında katılım bankalarının payı büyük omuştur. Bu sayede atıl kalan fonlar ekonomiye girmiş, dolayısıyla ekonomi büyümüş ve istihdam sağlanmıştır. İslam ekonomik, sosyal ve inanç yönünden bir bütünü oluşturur. Katılım Bankacılığı’da İslam dünyasının, İslami prensipleri çeşitli alanlarda uygulamadaki samimi duygularına aracı olacak bu tür kurumların varlığı, aynı zamanda klasik banka işlemlerine, İslami prensipleri çerçevesinde pratik ve kolay çözümler getirilmesine yol göstermede önemli adımların atılmasına zemin hazırlaycaktır. Böylece İslami bankacılık sisteminin temel amacı; İslam’ın hasasiyetleri ekonomik hayata uygulanmasındaki arzunun temel noktasını oluşturmaktadır.
2.2.2. Ekonomik Hedeflere Ulaşılmasını Kolaylaştırma
Katılım bankalarının kuruluş sebeplerinden bir diğeri de sosyo-ekonomik hedeflerin başarıya ulaşmasının önünü açmaktır. Katılım bankaları hem ekonomik hem de toplumsal alanı, ayrıca ikisi arasındaki ilişkiyi düzenleyerek, sosyo-ekonomik hedeflerin başarıya ulaşması için ana ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmaktadır.
2.2.3.Dengeli Bir Finans Sistemi Kurmak
Katılım bankaları, bankacılık hizmetlerinin yanısıra müşterilerine faizsiz alternatifler sunan ve topladıkları fonları ticaret ve kar-zarar ortaklığı prensibiyle, ticari faaliyetlerin finansmanında kullandırmayı prensip edinen kuruluşlardır. Herhangi bir alışverişin faizsiz olarak kabul edilebilmesi için, taraflar arasındaki faaliyet ve ilişkilerin faizsiz sistemin öngördüğü şekilde karşılıklı bir rızaya dayanması gerekmektedir. Bu sebeple İslam bankası, taraflar arasında nimet külfet dengesini kuracak bir finans sistemini amaçlamaktadır. Faizsiz anlayışa dayanarak çalışan katılım bankalarının varlığı, bir yandan kişi ve kurumlara ekonomik imkanlar sağlarken, bir yandan da sosyal bir haz temin etmektedir.
2.2.4. Medeniyete Faydalı Bir Kurum Kazandırma
Katılım bankalarının başarıyla faaliyette bulunmaları ve başarıya ulaşmaları, sadece sistemin ayakta durabileceğini göstermek için değil, aynı zamanda İslam dünyasının refah ve sosyal güvenliğini sağlamak ve ortaya konacak örnek bir kurumu daha insanlık ve medeniyete hayırlı bir miras olarak bırakmaktır.
2.2.5. Kâr
Her işletme gibi katılım bankalarının da asıl amacı, kar elde etmektir. Katılım bankaları, katılma hesaplarında toplanan fonları, bir çok yöntemlerle toplumdaki tüm aktörlerin hizmetine sunarak kar elde etmekte, elde ettiği bu karı da tüm Katılım Bankalarında Müşteri Memnuniyetinin Belirlenmesi Üzerine Bir katılımcılarla paylaşmaktadır. Bankacılık anlayışı bir sömürü organı değil, toplumun ihtiyaçlarının giderilmesine aracı olacak bir araç, bir kurum olarak telakki edilir. Bununla birlikte faizsiz bankacılık yaşayacağı bozuk bir ortamın şartları içerisinde canlı ve başarılı olabilmesi için, kar fırsatlarından mümkün mertebe istifade etmek zorundadır. Ama bu davranışları hiçbir zaman ondan beklenen sosyo-ekonomik asli amaçlarına ve İslami vakarına gölge düşürecek nitelikte olmamalıdır.
2.3. Katılım Bankacılığının Önemi ve Faydaları
2.3.1.Katılım Bankaları Ekonomiye Taze Kaynak Sağlamaktadır
Katılım bankalarının yeni tasarruf sahiplerini finans sistemine kazandırması, ekonomiye de taze kaynak kazandırması anlamına geliyor. Katılım bankaları, sistemin işleyişiı gereği faiz kaygısı nedeniyle toplumun bazı kesimlerinin bankacılık sisteminde yer almayarak yastık altında tuttuğu tasarrufların ekonomiye taze kaynak olarak çekmeyi başarmışlardır.
2.3.2. Katılım Bankaları Reel Ekonomiye Finansman Sağlamaktadır
Bir ekonomide faiz oranlarını düşürücü ve aşağıya doğru çekici her eylem ve girişimi fonksiyonel olarak ekonomiye olumlu yönde katkıda bulunur. Katılım bankaları, esnek fon toplama yöntemleri ve ticarete dayalı finansman biçimleriyle cari faiz oranlarını aşağıya çekici bir fonksiyon yüklenmektedir. Bu ise ekonomide yatırımların büyümesine ve artmasına yol açarak, üretilen mal ve hizmetlerin değerini, yani milli geliri büyütmektedir.
2.3.3. Katılım Bankaları KOBİ’lerin Finansmanıyla Ekonomiye Katkı Sağlamaktadır
“KOBİ’ler, yani Küçük ve Orta Boy işletmeler, gerek yatırım ve üretim, gerek ihracat, gerekse istihdam bakımından Türk ekonomisinin bel kemiğini oluşturmaktadırlar. Türkiye’de işletmelerin % 98’i KOBİ niteliğinde kurumlardır ve bu kurumlar istihdamın % 76,7’sini gerçekleştirmektedirler. Katılım bankaları mevduat bankaları ile birlikte mali sistemden yeterince pay alamayan küçük ve orta ölçekli işletmelere yani KOBİ’lere üretim ve yatırım faaliyetlerinde finansman desteği sağlamaktadır.”
3. KATILIM BANKALARININ ÇALIŞMA BİÇİMİ
Katılım Bankaları sunmuş oldukları tüm hizmetleri oluştumuş oldukları Danışman Kurulları’nın onayından geçirdikten sonra müşterilerine sunabilmektedir. Tüm ürün ve hizmetler koşulsuz Danışman Kurulları’nın denetim ve kontrolündedir.
3.1. Türkiye’de Faaliyet Gösteren Katılım Bankaları
3.1.1. Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş.
Türkiye’de faizsiz bankacılık alanındaki finansal kuruluşların ilki ve öncüsü olan Albaraka Türk Katılım Bankası, 1984 senesinde kuruluşunu tamamlayarak 1985 yılının başından itibaren faaliyete geçmiştir. Albaraka Türk faaliyetlerini 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na tâbi olarak sürdürmektedir.
Câri hesaplar ve katılma hesapları aracılığıyla fon toplayan ve topladığı fonları, bireysel finansman, kurumsal finansman, finansal kiralama ve proje bazında kâr zarar ortaklığı gibi hizmetlerle tekrar ülke ekonomisine kazandıran Albaraka Türk, faizsiz bankacılık uygulamasıyla çok çeşitli finansman ve bankacılık hizmetlerini sunmaya yetkilidir.
Ana ortağı Albaraka Banking Group’un faaliyet gösterdiği Körfez, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyalarında finansal ürün ve hizmeti sunmada en iyi bölgesel banka olma vizyonu ile yola çıkan Albaraka Türk, Singapur’dan İngiltere’ye, Güney Afrika’dan Fas’a, Avustralya’dan Kazakistan’a kadar 80 ülkede 1000’e yakın banka ile kurduğu geniş muhabirlik ağı sayesinde müşterilerine hızlı, kaliteli ve emniyetli dış ticaret (ithalat, ihracat ve kambiyo) hizmetlerini vermektedir.
Albaraka Türk bireysel ve küçük işletme bankacılığında da müşterilerine değer kazandırmaya devam etmektedir. 21 Mayıs 2015 tarihi itibariyle ülke geneline yayılmış 207 ve yurt dışında da bir şubesi ile toplam 208 şubesi 3.664 personeli ile faaliyetlerini müşterilerine, ortaklarına, çalışanlarına ve Türkiye’ye değer katma misyonunu benimsemiş uluslararası bir katılım bankası olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
“Ortadoğu’nun ileri gelen gruplarından Albaraka Bankacılık Grubu (ABG), İslam Kalkınma Bankası (IDB) ve Türk ekonomisine yarım yüzyıldan fazla hizmet veren yerli bir sanayi grubunun öncülüğünde kurulan Albaraka Türk’ün 30.06.2014 tarihi itibariyle ortaklık yapısının içinde yabancı ortakların payı %66,10, yerli ortakların payı %10,48 ve halka açık olan pay ise %23,42’dir.”
Tablo 1: Albaraka Türk Ortaklık Yapısı

ortaklik-yapisi
3.1.2. Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş.
Kuveyt Türk, 16.12.1983 gün ve 831/7506 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın tespit ettiği esaslara uygun olarak faaliyet göstermek üzere 1989 yılında Özel Finans Kurumu statüsünde kurulmuştur. Özel Finans Kurumları’nın faaliyetleri, 1999 yılında Bankacılık Kanunu kapsamına girinceye kadar geçen süreçte bir yanda Bakanlar Kurulu Kararı, diğer yanda Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı’nın tebliğleri ile yürütülmüştür. 1999 yılı Aralık ayından itibaren diğer Özel Finans Kurumları gibi Kuveyt Türk de 4389 sayılı Bankacılık Kanunu’na tâbi hale gelmiştir. Mayıs 2006’da ünvanı, Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. olarak değişmiştir. %62’lik sermaye payı ile Kuveyt Türk’ün en büyük ortağı konumundaki Kuveyt Finans Kurumu (Kuwait Finance House) milyarlarca dolarlık toplam fonuyla ve sunduğu çağdaş bankacılık hizmetleriyle Kuveyt’in dev bir finans kuruluşu olmasının yanı sıra faizsiz finans kurumları arasında dünyada ilk sıralarda yer almaktadır.
Kuveyt Türk, kurulduğu günden bugüne kadar faizsiz bankacılık sisteminde özenliliği, yatırım alanlarında araştırmacılığı, tasarruf sahiplerine ve iş adamlarına çağdaş, istikrarlı, güvenilir, kaliteli ve süratli hizmet sunmayı, personelinin verimliliğini artırmak için sürekli eğitime tabi tutmayı kendisine ilke edinmiştir. Yurt içinde ve yurt dışında şubeleri ve muhabir bankaları vasıtasıyla, her türlü çağdaş teknolojik imkanları kullanarak, süratli ve kaliteli hizmeti tasarruf sahiplerinin ve yatırımcılarının ayağına götürebilmenin gururunu yaşamaktadır.
Tekstil, metal ve emlak sektöründeki yatırımları ve iştirakleri ile hem kar ortağı konumundaki müşterilerinin tasarruflarını sağlam ve kazançlı yatırımlara dönüştüren, hem de reel sektöre kaynak sağlamak suretiyle yeni istihdam alanları oluşturan ve bu sayede ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayan Kuveyt Türk, muhtelif tarihlerde, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği gibi Kamu Kurumu ve Meslek Birlikleri tarafından ihracat alanında gösterdiği başarılardan ötürü altın, gümüş ve bronz madalyalarla ödüllendirilmiştir. Kuveyt Türk uluslararası bir katılım bankası olma vizyonuna paralel olarak yurt dışında da şube ve temsilcilikler açmıştır.
Teknoloji ve bilgisayar çağı olan 21. yüzyıl, bilhassa finans kurumlarını daha fazla teknoloji yoğun çalışmaya zorlamaktadır. Kuveyt Türk, bu anlamda gerekli olan bilişim ve teknoloji altyapısını en iyi şekilde kurmuştur. Elektronik Bankacılık ve Alternatif Dağıtım Kanalları konusunda tüm bankacılık hizmetlerini en iyi şekilde vermektedir. Visa ve MasterCard kredi kartları yanında POS, ATM, İnternet Bankacılığı, Çağrı Merkezi, Sesli Yanıt Sistemi ve SMS Bankacılığı hizmetleri kesintisiz olarak sunulmaktadır. Kuveyt Türk, 2000 yılından beri bu yenilikleri müşterilerine ilk sunan katılım bankası olmanın gururunu yaşamaktadır.
Grafik 2: Kuveyt Türk Ortaklık Yapısı

kuveyt-turk-ortaklik
Kuveyt Türk’ün sermayesinin %62’si Kuveyt Finans Kurumu’na (Kuwait Finance House), %9’u Kuveyt Devlet Sosyal Güvenlik Kurumu’na, %9’u İslam Kalkınma Bankası’na, %18’i Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, %2’si de diğer ortaklara aittir.
3.1.3. Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.
Kayserili işadamları tarafından, %100 yerli sermaye ile kurulan ilk finans kurumu olan Anadolu Finans, 1991 yılında Ankara’da faaliyetlerine başlamıştır. Değişen ekonomi koşulları nedeniyle kurum 1998 yılında Genel Müdürlük teşkilatını İstanbul’a taşımıştır. Hazine Müsteşarlığı’ndan alınan izin doğrultusunda 1999 yılının Temmuz ayında kurum sermayesinin tamamı mobilya, ev tekstili ve kablo sektörünün önde gelen kuruluşlarından İstikbal Grubu’nun sahipleri Boydak Ailesi’ne intikal etmiştir. Mobilya, ev tekstili ve kablo sektörünün önde gelen kuruluşlarının sahibi Boydak Grubu’na ait Anadolu Finans Kurumu ile bisküvi, çikolata ve çeşitli gıda ürünlerinde dünya devi Ülker Grubu’na ait Family Finans’ın birleşmesine Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 28.12.2005 tarih ve 1764 sayılı kararı ile onay verildi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 30.12.2005 tarih ve 1747 sayılı kararı ile Banka ünvanının Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. olarak değiştirilmesine onay verildi. Devir yolu ile birleşme çalışmaları 30.12.2005 tarihinde tamamlanmış, T.C. İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun olarak tescil edilmiştir. Sonuçta Türkiye’nin önde gelen iki büyük grubu olan Boydak ve Ülker Grupları, finans sektöründe hizmet veren kurumları Anadolu Finans ve Family Finans’ı, global ekonomi koşullarına ayak uydurmak ve Türkiye’ye çok daha faydalı olmak için kendi iradeleri ile 30 Aralık 2005 tarihinde Türkiye Finans Katılım Bankası adı altında birleştirmiştir. 282 şubesi ve 4.000’i aşkın çalışanıyla 1 milyondan fazla müşterisine hizmet veren Türkiye Finans’ın yüzde 60 hissesi 31 Mart 2008 tarihinde Ortadoğu’nun en önemli bankalarından ve Suudi Arabistan’ın en büyük bankası olan The National Commercial Bank (NCB) tarafından satın alınmıştır. Yeni ortaklık ile Boydak ve Ülker Grupları’nın yanına eklenen bu büyük güç sayesinde daha da gelişen Türkiye Finans, öncü katılım bankası olma vizyonunu sürdürmektedir. Türkiye Finans, 2014 Eylül sonu itibarıyla 4.500 çalışanı, 282 şubesi ve etkin alternatif dağıtım kanallarından oluşan güçlü hizmet platformuyla ticari/kurumsal bankacılık, girişimci bankacılık ve bireysel bankacılık segmentlerinde geniş bir müşteri kitlesine yenilikçi ve katma değeri yüksek ürün, hizmet ve çözümler sunmaktadır.
19 Kasım 2014 tarihi itibarıyla, National Commercial Bank %67,03, Boydak Grubu %22,34, Ülker Grubu %10,57 oranındaki payları ile Türkiye Finans Katılım Bankası’nın yönetiminde stratejik ortaklık misyonlarını sürdürmektedir.
Tablo 2: Türkiye Finans Ortaklık Yapısı

turkiye-finans-ortaklik
NCB Hakkında
Türkiye Finans’ın en büyük hissedarı NCB; 2013 yıl sonu itibarıyla10,9 milyar dolar öz kaynak toplamı ve 100,6 milyar dolar aktif büyüklüğü ile Suudi Arabistan’ın en büyük, körfez bölgesinin ise önde gelen bankasıdır.
Suudi Arabistan’daki 329 şubesi ve 7.119 çalışanıyla 3,5 milyonun üzerinde bir müşteri kitlesine hizmet sunmaktadır. Alternatif dağıtım kanallarını etkin bir şekilde kullanan NCB bünyesine müşteri işlemlerinin %92’si alternatif kanallar üzerinden gerçekleştirilmektedir.
National Commercial Bank, 2013 yılında başta Financial Times grubunun önde gelen finans dergisi The Banker olmak üzere çeşitli yayın kuruluşları tarafından “Suudi Arabistan’ın En İyi İslami Bankası” ve “Yılın İslami Bankası-Suudi Arabistan” ödüllerine layık görülmüştür.
The Banker dergisinin 2013 yılında yaptığı banka ana sermaye (Tier 1) büyüklüğü sıralamasına göre NCB Orta Doğu’da 1., dünyada ise 115. sırada yer almıştır.26
3.1.4.Asya Katılım Bankası A.Ş.
ASYA KATILIM BANKASI A.Ş. Türkiye’nin altıncı özel finans kurumu olarak 24 Ekim 1996 tarihinde, Altunizade’ deki Merkez Şubesi ile faaliyetlerine başlamış ve 20.12.2005 tarihinde “Asya Finans Kurumu Anonim Şirket”i olan şirket unvanı “Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi” olarak değiştirilmiştir.
Kuruluş sermayesi 2 milyon TL, mevcut ödenmiş sermayesi 900 milyon TL olan Bankamızın, tabana yayılmış yerli sermayeye dayanan, çok ortaklı bir yapısı vardır.Faizsiz bankacılığın gereklerine uyarak üretime destek olmayı kuruluş prensibi olarak kabul eden Bank Asya’nın temel amacı; müşteri odaklı hizmet anlayışından hareketle, teknolojinin getirdiği en son imkanları kullanarak, faizsiz finans sistemini daha geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Bu doğrultuda şube sayımız Erbil ve Gezici şubelerimizle birlikte Kasım 2014 tarihi itibarıyla 202 şube ve yurt içinde 1, yurt dışında 1000 muhabir banka ile faaliyetlerini sürdürmektedir.
ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi’ne sahip ilk katılım bankası olan Bank Asya; bireysel, ticari ve kurumsal bankacılık alanlarında müşterilerinin her türlü ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak ürün yelpazesi ve yapılanması ile faaliyet göstermektedir. Bank Asya, geleneksel dağıtım kanalları olan şubelerinin dışında İnternet Şubesi, Alo Asya Telefon Bankacılığı, ATM ve POS terminalleri ile bankacılık hizmetlerini kesintisiz, hızlı ve etkin bir şekilde sunmayı hedeflemektedir.
Bank Asya, şu iki temel yaklaşımı kendi gelişiminin ve hedeflediği pazar payına ulaşabilmesinin bir gereği olarak kabul etmekte ve bunun için çaba sarf etmektedir: Faizsiz bankacılık ürünlerini geliştirerek, bu konuda yeni türev ürünler ortaya koymak. Bankacılıkta etkin bir biçimde kullanılmakta olan ürünlerin faizsiz bankacılık sistemine adaptasyonunu sağlamak. Bank Asya, çalışma prensiplerini, misyonunu ve vizyonunu çalışanlarının geniş katılımıyla belirleyerek, paylaşmanın ve başarıya olan inancın bir ürünü olarak kurum kültürünün unsurları haline getirmiştir.
Tablo 3: Asya Katılım Bankası Ortaklık Yapısı

asya-ortaklik
4. FAİZSİZ BANKACILIKTA KULLANILAN YÖNTEMLER
Katılım bankalarının en önemli faydası, klasik bankalarında olduğu gibi, halktan fon toplayıp üretime yönlendirmektir. Mevduat bankaları bu fonksiyonlarını halktan düşük faizle topladıkları fonları daha yüksek faizle üreticilere aktarmak suretiyle yerine getirirler. Ödedikleri faiz (mevduat faizi) ile aldıkları faiz (kredi faizi) arasındaki fark klasik bankacılığının esas kazancını oluşturur. Mevduat bankalarının mudilerle olan ilişkilerinde mudiler alacaklı, bankalar ise borçlu durumundadırlar. Üreticilerle olan ilişkilerde ise bankalar alacaklı, üreticiler borçlu durumundadırlar ve borçlu olan taraf alacaklıya aldığı krediye karşılık faiz öder.28 Katılım bankalarında ise faiz ilişkisi yoktur. Fonların faizle borca verilmesi de mümkün değildir. Bu sebeple katılım bankasının ne müşteileriyle olan ilişkilerinde, ne de üreticilerle olan ilişkilerinde borçlu alacaklı ilişkisi vardır. Aksine katılım bankasının hem fon sahipleriyle hem de üreticilerle olan ilişkilerinde birbirlerinin kar-zarar ortağı olması söz konusudur. Bankanın alacaklı, kredi alanın borçlu olduğu tek durum karz-ı hasen de ortaya çıkar ki bunda da faize yer yoktur. Bankadan borç alan kişi, tüketim veya yeni bir iş kurma amacıyla aldığı borcu aynen geri öder. 29 Faizsiz bankaların fon toplama yöntemleri şöyle sıralanabilir;
4.1. Fon Toplama Yöntemleri
4.1.1. Özel Cari Hesap
İstenildiği anda tamamen veya kısmen çekilebilen ve karşılığında herhangi bir getiri ödenmeyen, sadece anapara ödemesi taahhüt edilen hesaplardır. Özel cari hesaplar, ticari bankalardaki vadesiz mevduat hesabına denk gelmektedir. Ancak Katılım Bankalarında bu hesaplara hiçbir ücret ödenmez. Aynı zamanda genellikle bir hizmet bedeli de tahsil edilmemektedir. Cari hesaplarda tutulan paranın amacı güvenliktir.. Faizsiz banka bu tür mevduatı, mudilerin kendisine verdikleri bir borç olarak kabul etmekte, ayrıca mudilere bunlar karşılığında herhangi bir fayda sağlamamakta, fakat müşterisi için cari bir hesap açması da mümkün olabilmektedir. Bu hesap bir taraftan müşterinin yatırdığı mevduatı, diğer taraftan da çektiği miktarı kapsamaktadır. Cari hesaplar hakkında ikifarklı görüş bulunmaktadır, emanet ve karz-ı hasen. Cari hesapları bir nevi emanet gibi ele alan görüşe göre banka, müşterinin izni olmadan bu mevduatları kullanamaz. Bu hesapların bankanın diğer faaliyetlerinde kullanılması istenildiğinde hesap sahibinden yetki almak gerekmektedir. Karz-ı hasen görüşünü savunlar ise; cari hesapları, mudilerin bankaya verdiği bir nevi faizsiz borç olarak görmektedirler. Böylece banka, mudilerden izin almadan bu hesap bakiyelerini istediği gibi kullanmaktadır. Ancak banka mudilere anaparayı ödemekle yükümlüdür. Paranın kullanılması esnasında zararla karşılaşılırsa, hesap sahipleri bu zarardan etkilenmezler. Cari hesap sahiplerine çek karnesi verilebildiği gibi, hesabın durumuna göre gerekirse ücret almadan çeşitli hizmetler de sunulmaktadır.
4.1.2. Yatırım Hesabı (Kar-Zarar Katılımı)
Yatırım hesabı, klasik bankalarındaki vadeli mevduatın muadilidir. Fon sahipleri bu hesaba “yatırım amacıyla” fon yatırırlar ve karşılığında “kar” beklemektedirler. “Yani hesap sahipleri yatırım hesabı neticesinde faiz değil kardan pay almaktadırlar.”Mudaraba” hesabı da denilen bu hesapla ilgili üç üye arasında ikili bir ilişki söz konusudur. Yatırım hesabı; hesap sahibi ile banka, ve banka ile iş adamı arasında cereyan eden bu ilişkinin ilk kısmını düzenleyen bir fon hesabıdır. Bu ilişkinin ikinci kısmı yani banka-iş adamı ilişkisi, ayrı bir “cari hesapta” izlenir ve hatta iş adamının mudaraba ile ilgili tüm mali alışverişinin bu cari hesaba kaydedilmesi gerekmektedir. Açılan her yatırım hesabı, bankanın da sermayesini katmasıyla müşterek hesapta bir araya gelmekte ve böylece cari bir fon hesabı ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde tek başına kaldığı sürece bir ortaklığa imkan vermeyen küçük hesaplar da değerlenmektedir. Nitekim banka açtığı her hesabı ayrı ayrı değil de global olarak bu fonlarda (havuz) toplar ve çeşitli mudaraba yatırımlarına tahsis etmektedir. Dolayısıyla yatırım hesabına fon yatıran her hesap sahibi, bankanın yapacağı yatırımda bir taraftır (Rabbul’mal) ve her hesabın mülkiyeti o hesap sahibi adına mahfuzdur. Banka ise bunları sahiplerinin izni ile kullanmaktadır. Hesabın işleyişi ise kısaca şöyledir; önce hesap sahibi ile banka arasında mudaraba mukavelesi yapılmaktadır. Mukavelede bu hesabın tabi olacağı şartlar ile kar ve zarara katılma oranı belirtilmektedir. Hesabın açılışında süre de belirlenmektedir. Genelde 3 ay, 6 ay, 1 yıl veya daha uzun bir süre için hesap açılmaktadır. Hesap sahibi kara hak kazanabilmek için parasını süre bitimine kadar bu hesapta tutmak zorundadır. Yine hesap sahibi, vekili sıfatıyla bankaya, iş adamı ile yapacağı 2. kademe anlaşmanın (mutlak mudaraba) şartlarının tespiti için tam yetki vermektedir.”
Kâr-Zarar Katılımının temel özellikleri şöyle sıralanabilir;
• Sermaye sahibi olan kişi ile emeğini, bilgi ve tecrübesini ortaya koyan kişinin kâra ortak olmaları,
• Tarafların kâr paylarının belirli olmaması, kârın taraflar arasında önceden belirlenmiş bir oranda bölünmesi,
• Zararın tamamının sermayedara ait olması,
• Sermayenin emeğim koyan tarafından yönetilmesi,
• Sermayedarın ise sadece denetim yetkisine sahip olması.
4.1.3. Kıymetli Madenler Hesabı
“Katılım Bankası tasarruf sahibine gramla altın,gümüş ve platin alabilme imkanı vermektedir. Bu sayede müşteriler tasarruflarını yatırıma dönüştürürken, hem kıymetli maden yatırım sepeti yaparak risklerini dağıtabilmektedirler. Kıymetli madenler hesabı ile, güvenli bir şekilde altın, gümüş ve platini gramla alıp satabilme imkanına sahip olunmaktadır. TL veya USD karşılığı Gram Altın (saf 24 ayar), Gümüş veya Platin piyasa fiyatlarından hesaba aktarılmaktadır. Kıymetli maden istenildiği zaman yine piyasa fiyatlarından TL veya USD’ye çevirebilmektedir.”
4.2. Fon Kullandırma Yöntemleri
4.2.1. Nakdi Kredilerde Kullanılan Ürünler
Faizsiz bankalar müşterilerden topladıkları fonları fona ihtiyaç duyan üreticilere kullandırmaktadırlar. Bu kullandırma kimi zaman ortaklık yoluyla olduğu gibi, bazen de ihtiyaç duyulan malın satışı veya kiraya verilmesi yoluyla gerçekleşmektedir. Faizsiz bankalarda uygulanan fon kullandırma yöntemleri ana hatlarıyla aşağıda belirtilmektedir.
4.2.2. Murabaha (Kurumsal Finansman Desteği)
“Pesin mal alıp, vadeli satma yoluyla fon kullandırma sekli olup, günümüzde mudarebe ya da müsareke yöntemi yerine, büyük ölçüde bu yöntem tercih edilmektedir. Çünkü, mudarebe ve müsarekeye kıyasla daha kısa vadeli getiri olanagı sunması nedeniyle, murabaha uluslararası ticareti finanse etmekte daha fazla ragbet gören bir yöntemdir. Yine, Türkiye’de bankalarda toplanan fonların kısa vadeli olması nedeniyle, murabaha daha çok talep edilmektedir. Murabahada, faizsiz banka, müsterinin istemis oldugu malı satın almakta ve satın alma fiyatına birtakım maliyetleri ve kârı ekleyerek, ileri bir tarihte müsteriye satmaktadır.”
Grafik 3: Genel Olarak Murabahanın İşleyişi
“Yukarıdaki şekilde de görüldüğü gibi, alıcı (müşteri), almak istediği mal için aracıya (Katılım Bankası) başvurmuş, aracıda satıcıdan, alıcının istediği mal ya da malları 100 TL karşılığında almış ve alıcıya anapara + kar marjıyla birlikte satmıştır. Daha ayrıntılı ifade edilecek olunursa, murabaha; satılacak malın maliyeti tespit edilip üzerine bir miktar kar koyularak yapılan satış muamelesidir. Böyle bir sistemde üç taraf vardır. Bunlar; katılım bankaları, müteşebbisler ve malın tedarik edileceği işletmeler. Müteşebbis önce malın tedarik edileceği işletmeyle ön bir anlaşma yapar, mal konusunda, fiyat konusunda teslim şartları konusunda ve malın diğer özellikleri konusunda. Ön anlaşmaya müteakip katılım bankalarına müteşebbis başvuruda bulunur. Eğer katılım bankalarında belli bir kredi limiti varsa, katılım bankası mal alım talebini alır, teminatları da aldıktan sonra, mal siparişini verir ve peşin ödemeyi satıcı işletmeye yapar. Satıcı işletmeden müteşebbis adına peşin fatura kesilir. Daha sonra mal teslimi için irsaliye söz konusu malla birlikte müşterinin adresine gönderilir. Katılım bankaları daha sonra kar marjını da üzerine koyarak müteşebbise bu malı fatura eder. Vade sonunda da müşteriden mal bedeli artı kar marjı tahsil edilir. Kurumsal finansman desteği şekil yardımıyla aşağıdaki gibi ifade edilebilir.
Grafik 4: Kurumsal Finansman Desteği
İslami finans piyasasında bilhassa Türkiye’de kullanılan finansman tekniklerinin çoğu murabaha esasına dayanmaktadır. Murabahanın temelinde sadece riba sözcüğünün (Türkçede faiz olarak geçen kelimenin aslı ribadır.) kar marjı, vade farkı veya fiyat artırımı gibi terimlerle değiştirilmesi yeterli değildir. Murabaha işlemi ile faizli krediler arasında şeriat kurallarına göre kesin bir ayrım yapmak gerekmektedir.”
“Bu ayrımlar aşağıdaki gibi sıralanabilir,”
• Murabaha, bir malın veya hammaddenin, alıcı ve satıcının arasında anlaşması neticesinde, belirli bir kar marjının eklenmesi ile ödemeyi direkt satıcıya yapması işlemidir.
• Murabaha işleminde, kesinlikle gerçek bir mal söz konusudur.
• Murabaha işleminde, genel kural, dayanıklı malların finansmanıdır. Ancak dayanıklılık azaldıkça örneğin toptan et finansmanında vadeler kısa tutularak finansman yapılabilmektedir.
• Murabaha işlemi, İslam dinin yasaklamış olduğu (alkol, domuz eti, müstehcen, silahlanma vb.) konular dışında yapılmalıdır.
• Malın mülkiyeti, nihai alıcısına satılana kadar, finansman sağlayan kuruluşa aittir.
• Murabahada malların üçüncü kişilerden satın alınmış olması zorunludur.
• Alıcı satıcı arasındaki dolaylı ilişki kabul edilemez.
• Satıcı müşterisinden vadede mal bedelini ödeyeceğine dair teminat isteyebilir.
• Bu teminat ipotek, rehin, bono, senet veya ihracat vesaiki olabilir.
• Alıcının mal bedelini vadede ödememesi durumunda, malın fiyatı arttırılamaz.
• Aynı zamanda alıcının mal bedelini vadeden önce erken ödemesi durumunda ise, malın fiyatı üzerinden indirim yapılamaz.
4.2.3. Mudaraba (Kar-Zarar Katılımı)
“Mudaraba, bir tarafın emek, bilgi ve tecrübe, diğer tarafın (faizsiz banka) ise sermayesini ortaya koyarak yürüttükleri bir faaliyet türüdür. Bu yöntemde projesi banka tarafından onaylanan ve finanse edilen yöneticiye (tüzel kişi de olabilir) “Mudarib”, projeyi finanse eden ve sadece sermayesi ile destek veren kişi veya kuruma da “Rabbul-mal” denilmektedir. Rabbul-mal, (faizsiz banka) mudarib ile mukavele imzaladıktan sonra mudaribin isteği üzerine mukavele konusu sermayeyi onun emrine hazır tutmak zorundadır. Mukavelede belirlenen şartların dışında, banka, proje sahibinin giriştiği muamelelere karışma yetkisine sahip değildir. Ancak plansız ve düzensiz çalışma nedeniyle kesin zarar tehlikesinin ortaya çıkması durumunda zararı önleyici bir takım girişimlerde bulunabilmektedir. Normal olarak hesapları her an denetleyebilmekte, resmi ve gayri resmi bütün kayıtları isteyebilmektedir. Mudaraba işlemi sonunda elde edilen kar, finansmanı temin eden rabbulmal ile finansmanı kullanan mudarib tarafından önceden belirlenen orana göre bölüştürülmektedir. Hiç bir tarafa sabit bir meblağ tayin edilmemiştir. Herhangi bir zarar söz konusu olmuşsa bu, rabbul-mal tarafından karşılanacaktır, eğer ki mudaribin bir ihmali veya anlaşma şartlarını ihlali söz konusu olmasın.”
“Mudarabanın temel özellikleri şöyle sıralanabilir;”
• Sermaye sahibi olan kişi ile emeğini bilgi ve tecrübesini ortaya koyan kişinin kara ortak olmalarıdır,
• Tarafları kar payı gelirlerinin miktarı önceden belirli olmaması, iade edilecek karın taraflar arasında önceden belirlenmiş bir oranda bölünmesi,
• Zararın tamamen sermayedara ait olması,
• Sermayenin emeğini koyan tarafından yönetilmesi,
• Sermayedarın ise sadece denetim yetkisine sahip olmasıdır.
“Mudaraba’nın faizli sistemden ayrıştırılması için islam hukuku geniş olarak ele almıştır.Kuranda Müslümanlara “Allah’a güzel bir ödünç verin” diye emredilirken, “namazı kılınız” ve “zekâtı veriniz” emirlerinden sonra bu emrin verilmesi gerçekten dikkat çekicidir. Müslümanlar geçmişte namazı ve zekâtı sistemleştirip bir kurum haline getirmişler, fakat “ödünç verme” işini ise bugüne kadar hala tam bir kurum haline getirmemişlerdir. Hâlbuki “namazı kılın”, “zekâtı verin” ve “Allah’a güzel bir ödünç verin” emirleri arasında hiçbir fark olamaz. Bana öyle geliyor ki, ayette ödünç yerine kullanılan “karz” kelimesi batı dünyasına “kredi” olarak geçmiştir. Karz kelimesi için Rağıb’ın Müfredat’ına baktım, o bu kelimeyi almamış, sonra Kasım Efendi Kamus’una baktım orada “karz” kelimesi farz kalıbında “kesmek” manasınadır, denilmiştir. Karz kelimesinin türevlerinden olan mukaraza ise mufaale kalıbında mudarabe tarzında yapılmış olan muameleye denir ki, bir kimseye ticaret yapmak için bir miktar sermaye verip aralarında şart koştukları biçimde zarar ve ziyan sermayeye ait olmak üzere karına ortak olmaktan ibarettir, diye yazılıdır. İslam Hukukunda mevcut olan “selam akdi” ile “mudaraba akdi” gibi konuların esaslarından İslam bankacılığı için faydalanılabilir.”
4.2.4. Muşareke (Ortaklık)
Bir ticari isletmenin sermayesine katılma, ona ortak olmaktır. Müşareke faaliyet türünde, esas olan hem sermayeyi hem de ortaklıgı öngörmektir. Sermayedar, bir isletmeye sermaye koyarak ortak olur, sonucunda kârı ve zararı paylasır. Muşarakanın mudarabadan farkı, mudarabada aktif olmayan sermayedar, diger tarafta emegini, çalısmasını ortaya koyan aktif bir girisimci oldugu halde; muşaraka hem sermayedarın hem de girisimcinin aktifn oldugu bir ortaklıktır. Ayrıca mudarabada mali zararın sermayedara ait olmasına rağmen, muşarakada zarar, taraflar arasında paylasılmaktadır.
4.2.5. Müşaraka Mutanakısa
“Yeni bir finansman tekniğidir. Muşarekenin bu türü, finansman yöntemi olarak, bankanın müşterisiyle muzareke akdini kurmasından ve projenin gelir sağlamaya başlamasından sonra uygulanır. Bu yöntem şu şekilde uygulanır:
Bir projeyi (mesela bir gayrimenkul alımı) desteklemek için banka ve müşterinin ortaklıktaki payları belirlenir ve taraflar iştirakleri oranında kardan pay alır. Buraya kadar normal muşareke hükümleri uygulanır. Bundan sonra, eğer müşteri bu mülke sahip olmak istiyorsa yıllık olarak banka hisselerini talep eder ve böylece bankanın ortaklıktaki hissesi gittikçe azalır. Ortaklıktaki hissesi gittikçe azalan bankanın gelirdeki payı da buna orantılı olarak gittikçe azalır. Böylece müşteri giderek gayrimenkulün sahibi olur. Yöntemin bu ikinci basamağı, bir malı müşteriye taksitlerle satmaya benzemektedir. Bu yöntem Ürdün Katılım Bankası tarafından başarıyla kullanılmaktadır.”
4.2.6. Müzaraa ve Musakat
Müzaraa özellikle tarımsal alanlarda kurulan bir ortaklık tipidir. Sermaye olarak bir taraf arazisini diğer taraf da iş gücünü koymaktadır. Bu açıdan mudarabaya benzemektedir. Yapılan tarımsal işletmeden sağlanan kar veya ürün ortaklar arasında belirlenmiş oranlarda paylaşılmaktadır. Musakat da tarımsal alanda kurulan bir ortaklık tipidir. Genellikle bu tür ortaklıkta bir meyvelik söz konusudur. Taraflardan biri meyve ağaçlarını sermaye olarak ortaya koymakta diğer taraf da ağaçların bakımını ve meyvelerin toplanmasını yani işçiliğini üstlenmektedir. Elde edilen kar veya ürün, yine tarafların aralarında önceden anlaştıkları oranda bölüşülmektedir.
4.2.7. İcara (Finansal Kiralama)
“Katılım bankası/finansal kiralama şirketi (kiralayan) ile yatırımcı (kiracı) arasında belli bir süre için imzalanan bir sözleşme ile yatırımcının seçmiş olduğu yatırım malının katılım bankası/finansal kiralama şirketi tarafından satın alınarak belirli kira ödemeleri karşılığında yatırımcının kullanımına sunulmasını sağlayan yöntemdir”40 “Finansal kiralama yöntemiyle finansman işleminde kiraya veren kiralamaya konu olan mala ait bütün risk ve menfaatlerini tamamen kiracıya devretmektedir. Finansal kiralama sözleşmeleri, daha önce yürürlükte olan 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’na göre 4 yıldan kısa süreli yapılamamakta idi. Bu kuralın istisnası ise Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın teknolojik özelliği itibariyle kullanım ömrünü 4 yıldan az olarak belirlediği mallar ile ilgili sözleşmelerdi. Ülkemiz uygulamasında finansal kiralama şirketleri ödemeleri 1-2 yıla yaymakta, asıl ödemelerden sonraya bırakılan sembolik taksitlerle de kanuna aykırı hareket etmemiş oluyorlardı. 6361 sayılı yeni Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nda eski kanundaki gibi yıl-ay gibi süre sınırı yer almamaktadır. Bununla birlikte, yeni kanuna göre kira süresi malın ekonomik değerinin %80’ninden daha büyük bir kısmını kapsamalı veya kira ödemelerinin sözleşme günündeki değerleri toplamı malın rayiç bedelinin %90’ından daha fazla olmalıdır. Bu şekilde finansal kiralama sözleşmeleri için bir çeşit süre sınırlaması getirmiştir. Kiralama süresi sonunda sözleşmede belirtilen sembolik bir bedel karşılığında kiracı malın mülkiyetini elde edebilir. Katılım bankaları, murabahadan sonra en çok finansal kiralama yöntemiyle fon kullandırmaktadırlar.”
4.2.8. Selem veya Selef
Selem bir malın veya hizmetin bedelinin hepsinin peşin olarak ödenip gelecek bir vadede satın alınmasıdır. Banka baştan peşin ödeme yaparak gelecekte üretilecek olan malı satın alır. Ancak bu malı satmak için vadesini beklemek zorundadır. İslam hukukuna göre nakit para, altın, gümüş ve para benzeri varlıkların bu yöntemle satışı, elde edilen kazanç faiz olarak değerlendirildiği için kesinlikle yasaktır. Selem işlemlerinden ortaya çıkan riskten korunmak amacıyla bankalar eş zamanlı selem işlemi de yapabilmektedir. İstisna, hali hazırda mevcut olmayan ve gelecekte üretilecek bir malın satılması işlemidir. Bu sistem genellikle tarım ve inşaat işlerinde uygulanmaktadır. Müşteri bir peşinat ödedikten sonra kalan tutarı vadeler halinde bankaya geri öder. Bu işleyiş özellikle körfez ülkelerinde büyük ölçekli inşaat projelerinin finansmanında kullanılmaktadır.
4.2.9. Karz-ı Hasen
“Faizsiz bankalar belirtilen yöntemlerin dışında kar amacı gütmeksizin üretim dışı krediler de vermektedirler. Sosyal kredi olarak da nitelenen bu krediye karz-ı hasen denilmektedir. Faizsiz borç vermek, borçtan gelir elde etmemek. Örneğin 100.000 TL borç verip yine 100.000 TL almak. Öte yandan, enflasyon farkını istemek meşrudur Bu yöntemde insani yardım ve refah gibi gayelere matuf olarak bir mukavele altında ihtiyaç sahibine faizsiz olarak borç vermek şeklindedir. Geri ödemeler iki tarafın anlaştığı bir dönem boyunca yapılmaktadır. Faizsiz banka bu işlem sonunda herhangi bir getiri elde etmemektedir. Bu tür fonlar evlenme, hastalık, çocukların eğitim ve öğretimi ve olağanüstü bazı hallerde verildiği gibi küçük sanayi erbabının projelerini başlatmak için de verilmektedir. Karşılığı ya cari hesaplardan ya da faizsiz bankanın kendi sermayesinden temin edilen bu fonları kullanan ihtiyaç sahipleri meşru sebeplerle borçlarını ödeyemeyecek duruma düşerlerse söz konusu borç, bankanın sosyal fonundan karşılanmaktadır.”
“Tahlil etmeye çalıştığımız ayette muhtaçlara faizsiz kredi, ödünç para veya mal-mülk vermek, “Allah’a borç vermek” olarak ifade edilmiştir. Allah’ın insanlara ihtiyacı yoktur. Çünkü “Allah zengin, insanlar fakirdir.” (Muhammed, 48) Bütün varlık âlemini yaratan Allah’tır, bütün mülk O’nundur, insanlara mülkü veren de O’dur. (Âl-i İmran, 26) Dolayısıyla “Allah’a borç vermek”, Allah için borç vermek, bir karşılık beklemeksizin Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla borç vermektir. Yüce Allah, borç vermeyi kendine borç verme olarak ifade ederek, faizsiz, çıkarsız ve ibadet amacıyla borç verilmesini istemektedir. Dünyada herhangi maddî bir karşılık beklemeden bir insanın ihtiyacını karşılayan kimse, bu fedakârlığının karşılığını, ücretini, mükâfatını ahirette Allah’tan alacaktır. Dolayısıyla Kur’an’da karz-ı hasen, “Allah’a borç vermek” olarak ifade edilmiştir.”
“Karz-ı hasen hakkında şunları söyleyebiliriz;”
• Alacaklı verdiği miktarı geri alma hakkına sahiptir.
• Borçlu aldığı borcu geri vermekle yükümlüdür.
• Karz sözleşmelerinde vade bağlayıcı değildir. Alacaklı alacağını isteyebilir ya da borçlu borcunu vadeden önce ödeyebilir.
• Alacaklı borçlunun sıkıntısını giderdiği için için Allah tarafından mükafatlandıralacaktır. Bu yüzden borçluyu sıkıştırıp mükafatını azaltmamalıdır.
• Karz ancak misli mallarda gerçekleştirilir. Bu mallar tüketilir ve piyasadan benzeri bulunup geri verilir.
4.2.10. Döviz Kredisi
Döviz kredisi, ihracat veya ithalat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı faaliyetlerde bulunan müşteriler için kullanılması uygun olan bir kredi türüdür. Döviz kredisinin özelliği, en az kullanılan kredi finansmanı, masraf ve faiz kadar ülkemize döviz kazandırma ve bozdurma taleplerinide kapsamaktadır. İhracat taahhüdünün yerine getirilmesi şartı ile vergi, resim ve harçtan muaftır.
4.2.11. Tavarruk
Tavarruk, Katılım Bankaları tarafından özellikle sistem dışında kalan fonların değerlendirmesine yönelik kullanılan bir finansman şeklidir. Bankalar atıl kalan fonlarını değerlendirmek için tavarruk yöntemi izlemektedirler. Katılım bankaları faizli veya faizsiz çalışan başka bir banka hesabında mevduat depo eder. Birinci banka ikinci bankadan kendi nam ve hesabına emtia alım siparişi talep eder. Bu banka müşterisi adına borsadan emtia alımı gerçekleştirir İkinci banka, müşterisinin adına aldığı emtianın kendisine vadeli ve karlı şekilde satılmasını ister. İkinci banka aldığı emtiayı isterse kendinde tutar isterse de ikinci el piyasada satışa sunar. Böylece bankalar arasında emtia ticareti yerine sadece vadeli satış ilişkisi kalmış olur.
4.3. Gayri Nakdi Kredilerde Kullanılan Ürünler
4.3.1. Teminat Mektupları
Katılım bankası teminat mektubu ile, gerçek veya tüzel kişi müşterilerinin var olan ya da olacak bir borcunu ödemesi, bir işi yapması, bir malı teslim etmesi gibi taahhütlerini yerine getirmesi konularında 3. kişilere ve kuruluşlara garanti vermektedir. Müşterisinin bu taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda teminat mektubu tutarı kadar katılım bankası tarafından alacaklıya borç ödenmektedir. Teminat mektubunda dikkat edilecek husus mektup konusunun dini açıdan icazetinin olmasıdır. Uygulamada katılım bankası ile klasik banka arasında bunun dışında bir fark bulunmamaktadır. Teminat mektuplarının muhatap kişi veya kuruluşa göre ve düzenlenme şekline göre değişik türleri şunlardır;
• Kesin Teminat Mektupları,
• Geçici Teminat Mektupları,
• Avans Teminat Mektupları,
• Gümrük Teminat Mektupları,
• İcra Konulu Teminat Mektupları,
• Sevkiyat Teminat Mektupları,
• Çok Amaçlı Teminat Mektupları,
4.3.2. Referans Mektupları
Genelde inşaat ve taahhüt işleri ile uğraşan ticara firmaların kullanmış olduğu bir üründür. İşletmenin kredi gücünüm, muhatap firma tarafından değerlendirilebilmesi adıan katılım bankası tarafından düzenlenerek, ilgili kişilere verilir.. Referans mektupları TL veya yabancı para olarak düzenlenebilir.
4.3.3. Eximbank Teminat Mektupları
“İhracata yönelik mal üreten imalatçı ve ihracatçı şirketlerin, Eximbank’tan doğrudan temin edecekleri krediler ile Türk Eximbank tarafından, geçmiş takvim yılında ihracat performansı belirli bir meblağın üzerinde olan firmalara, ihracatın finansmanı amacıyla kullandırılan kredilerin güvencesini oluşturmak üzere adı geçen kuruluşa hitaben düzenlenen teminat mektubu türüdür.”
“Türkiye İhracat Kredisi Bankası A.Ş. (Eximbank), ihracatın geliştirilmesi ve ucuz finansman sağlanması amacıyla, ihracatçılarımıza, bankalar aracılığıyla kredi paketleri sunmakta.Bundan faydalanmak isteyen, ihracata yönelik imalatçı ve ihracatçı şirketler, geçmiş yıl ihracat performansı, Eximbank tarafından belirlenmiş meblağın üzerindeyse, istediği kredinin güvencesi olarak, Türk Eximbank’a verilmek üzere, bir bankadan teminat mektubu alır. Düşük maliyetli Türk Eximbank kredi paketlerine başvuru ve kullandırım aşamasında, Türk Eximbank’ın güvence olarak istediği teminat mektubu ve banka aval ihtiyacınız, bankanız AlBaraka tarafından karşılanmaktadır.”
4.4. Dış Ticaretin Finansmanı ile İlgili Ürünler
4.4.1. Akreditif
“Akreditif, malların yüklendiğini veya hizmetin yerine getirildiğini gösteren şart koşulmuş vesaikin belirlenen süre içerisinde ibraz edilmesi kaydıyla, belirli bir meblağın, malların veya hizmetlerin satıcısına ödeneceğine dair bir banka yükümlülüğüdür. Akreditif, şartlı bir banka garantisidir. Uluslararası ticarette taraflar, birbirlerini çok iyi tanıyamadıkları ve farklı ülkelerde farklı kambiyo rejimleri uygulandığı için karşılıklı bir güvensizlik ve risk içindedirler. Satıcı, sattığı malın bedelini tahsil etmek, alıcı ise sözleşmede saptanan malları zamanında almak amacındadır. Satıcı akreditif şartlarına uygun hareket etmezse, banka hiçbir şekilde ödeme yapmaz. Bu ise alıcı açısında bir güven unsurudur. Bu nedenle akreditif, her iki tarafa da en yüksek düzeyde güvence sağlayan bir ödeme türü olma özelliğini taşımaktadır. Akreditifli işlemler Milletlerarası Ticaret Odası’nın 500 sayılı “Vesikalı Krediler İçin Yeknesak Teamüller ve Uygulamalar” isimli broşürüne tabidir. Söz konusu broşür, akreditifte aksi belirtilmemiş ise, tüm taraflar için bağlayıcıdır. Akreditifte bankalarca mallar değil, belgeler göz önünde bulundurularak işlem yapılır. Akreditifler, vesaik (belgeler) ibrazında ödeme, vadeli (ertelenmiş) ödeme, kabul yollarından biri ile kullanılacak (ödenecek) şekilde açılabilir.Akreditifin açılması satış sözleşmesi ile kararlaştırılır. Bu satış sözleşmesinin hükümlerini yerine getirmek üzere ithalatçı, kendi bankasına (amir banka) akreditif açma teklifinde bulunur. İthalatçı akreditifin açılacağı banka konusunda bankası ile anlaşır. Akreditif bu banka tarafından açılarak ihracatçının ülkesindeki belirlenen bankaya gönderilir. İhracatçının bankası akreditifin açıldığını ihracatçıya ihbar eder. Bunun üzerine ihracatçı malı yükler ve akreditif uyarınca ibraz etmesi gereken belgeleri de (vesaik) akreditife aracılık eden bankası aracığıyla, ithalatçının bankasına gönderir. İbraz ettiği belgelerin akreditif şartlarına uygun olması durumunda ihracatçıya ödeme bankaca yapılır. İthalatçının bankası mal bedelini ithalatçıdan tahsil ederek, malları gümrükten çekmesi için belgeleri teslim eder.İthalat işlemlerinde kapama evrakının (gümrük beyanname aslı) Bankaya verilme süresi, transfer tarihinden itibaren 180 gündür. Mal çekildikten sonra 180 günü beklemeden gümrük beyanname (GB) aslının teslim edilmesi gerekmektedir. Transfer ile ilgi düşüm yapıldıktan sonra GB aslı müşteriye iade edilir.
Akreditifin ithalatçı açısından sağladığı fayda, ödemenin güvence altına alınmasıdır.
• Akreditif, akreditifi açan banka ile ihracatçı arasında yapılan bir sözleşmedir.
• İhracatçı ödeme için ithalatçıya bağlı değildir.
• Ödeme, ithalatçıdan değil bankadan sağlanacaktır.
• Akreditifin İthalatçı açısından sağladığı fayda; yüklemenin yapıldığını gösteren uygun belgelerin ibrazıdır.
• Malların sözleşme şartlarına uygun ve vadesinde yüklenmesini sağlar.
• Akreditifi açan banka ödemeyi, ihracatçının yüklemeyi zamanında ve akreditif koşullarına uygun şekilde yaptığını kanıtlayan belgelerin ibrazı halinde yapar.”
4.4.2. Garanti Mektupları / Harici Garantiler
Uygulamada yine Garanti Mektubuna konu olan işin islami hasasiyeti göztmesi dışında klasik banka uygulamaları ile aynı yapılmaktadır. Garanti mektubunu hazırlayan banka tarafından şartsız ve koşulsuz olarak muhatabın ilk resmi yazılı talebinde ödeneceğini içermesi durumunda Teminat Mektubu adını alır. Garanti mektubunu hazırlayan banka tarafından garanti mektubunda belirtilen yükümlülüklerin gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini gösteren belge veya belgelerin ibraz edilmesi halinde muhatabın ilk yazılı talebinde ödeneceğinin taahhüt edilmesini yazması halinde Stand-By L/C (şartlı garanti mektubu) olarak adlandırılır.
“Garanti mektupları ve kontrgarantiler bir tarafın (garanti veren) diğer bir tarafa (garanti edilen) belli bir ödemenin, işin veya yükümlülüğün yine belirtilen şartlar ve zaman limiti içerisinde yerine getirileceğini taahhüt ettiği belgelerdir. Garanti mektupları, garanti eden tarafından doğrudan doğruya garanti lehtarı adına düzenlenebilir; ancak bu durumda taraflar arasındaki güven ve garantörün kredibilitesinin bir sorun olabileceği açıktır. İş dünyasında garanti mektupları, genellikle garantörün riskini üstlenen bir banka tarafından garanti lehtarına hitaben düzenlenir. Taahhüt edilen işin yerine getirilmemesi halinde garanti lehtarı tazmin talebini garanti mektubunu açan bankaya iletir, lehtarın tazmin talebini karşılayan banka ise garanti amirini (garantör) borçlandırır. Kontrgaranti: Yurtdışındaki muhatap firma, tanımadığı bir bankanın mektubuna güvenmek yerine, kendi ülkesindeki bir bank adan garanti mektubu verilmesini isteyebilir. Bu durumda ilgili ülkede bulunan bankaya söz konusu işi taahhüt eden bir garanti mektubu verilir. Yurtdışındaki bankada bu mektuba dayanarak kendi ülkesindeki muhataba garanti mektubu düzenler. Bu işleyişe kontrgaranti (garanti karşılığı garanti) denir.Dahili Garanti Mektubu; Yurt içinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler lehine, bir malın teslimi, bir işin yapılması ya da bir borcun ödenmesi gibi konularda muhatap uruluşlara hitaben verdikleri, söz konusu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda, mektup bedelinin kayıtsız şartsız ödenmesi yükümlülüğünü içeren garanti belgeleridir.Garanti mektupları yurtdışındaki bir lehtara hitaben de açılabilir. Bu durumda garanti amirinin yurtiçinde bulunan bankası, yurtdışındaki muhabir bankasına hitaben bir kontrgaranti düzenleyerek bu bankadan asıl lehtar adına yeni bir garanti mektubunun hazırlanmasını isteyebilir. Başka bir ifadeyle bir taahhüt zinciri halinde, kontrgarantiyi açan banka garanti amirinin, yurtdışı muhabir banka ise kontrgarantiyi açan bankanın riskini üstlenirler. Teminat mektupları ve kontrgarantiler iç ve dış ticaret faaliyetlerinde yaygın olarak kullanılır.”
4.4.3. Kabul/Aval Kredileri
“İthalatçı firmaların, ihracatçı tarafından keşide edilen poliçeyi kabul ederek mallara ödeme yapmadan sahip olmasına olanak veren bir kredi türüdür. Ödeme poliçe vadesinde gerçekleştirilir.İhracatçı firmalar, söz konusu poliçelere ithalatçının bankası tarafından aval verilmesi durumunda, poliçeleri herhangi bir bankada iskonto ettirerek erken tahsil yoluna gidebilir. Kabul edilmiş ve Bank Asya aracılığı ile aval verilmiş poliçelerin ihracatçıya geri gönderilmesi durumunda, ödeme vadesinde poliçe aslının ibrazı şarttır.”
Kredinin avantajları;
• Açılan Kabul Kredisi ile ödemelerin banka garantisi altına alınmış olması, ihracatçı firmanın dış ticaret işlemlerinde güven ve esneklik sağlar.
• İthalatçı firmalar, satın alacağı malları ödeme yapmadan, eksiksiz ve uygun bir şekilde elde edeceği garantisini sağlamış olur.
• İhracatçı firmalar, düzenlenen poliçelere ithalatçının bankası tarafından aval verilmesi durumunda, poliçeleri herhangi bir bankada iskonto ettirerek erken tahsil edebilir.
4.4.4. İhracat Aracılık Hizmetleri
İhracat yapan firmalar adına gelen akreditiflerin işleme alınması, talep edildiği durumlarda teyit ilave edilmesi, ihracat vesaikinin incelenmesi ve yurtdışına gönderilmesi, yurtdışı bankalarla yapılması gereken haberleşmenin sağlanması, vesaik mukabili ihracat belgelerinin yurtdışı muhabir bankalara tahsil için gönderilmesi, belgelerin takibi, ihraç bedellerinin tahsili gibi kambiyo işlemleri için ihracatçı firmalar bankaya ihtiyaç duyarlar. İhracat işlemleri ile birlikte kambiyo taahhütlerinin takibi, yurtdışından gelen yabancı para ihracat bedellerinin alış işlemleri ve kambiyo taahhüdünün kapatılması gibi teknik aşamalar katılım bankaları tarafından yerine getirilebilmektedir.
4.4.5. İthalat Aracılık Hizmetleri
Yurtdışından yapılan ticari faaliyetlerin karşılığındaki ödemeler genel olarak bankalar aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. İhracatçıya yapılacak ödemelerin bir banka garantisini taşıdığı akreditifli ve kabul kredili avalli ithalat işlemlerin bankacılık sistemi dahilinde işleme konulması gerekir. Klasik bankalar gibi katılım bankaları da ihtiyacı olan müşterilerinin ithalat işlemlerine aracılık edebilmektedir.
4.4.6. Yurtdışı Kaynaklı Krediler
“Gelişmişlik düzeyleri farklı olan birçok ülke ekonomisini içinde bulunduran dünya ekonomisi, tarihsel süreç de ülkelerin kaynak paylaşımları konusunda birçok gelişmelere sahne olmuştur. Bu gelişmelerin başında gelen liberalizasyon süreci, başladığı günden bu yana dünya ekonomisinin en önemli olgularından biri haline gelmiştir. Liberalizasyon genel olarak, ekonomideki mevcut piyasalar üzerinde ki denetimlerin kaldırılması anlamına gelmekte olup, özellikle GOÜ ekonomileri için ayrı bir önem taşıyan finansal liberalizasyon, finansal piyasalardaki denetimlerin kaldırılması olarak tanımlanmaktadır. Finansal liberalizasyon süreci sermaye akımlarını mal ve hizmet ticaretinin çok ötesinde farklı bir boyuta taşımıştır. İktisat literatürü incelendiğinde, sermaye akımlarının ülke ekonomilerine etkileri ve sonuçları konusunda kabul gören genel bir teori olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, sermaye akımlarının özellikle GOÜ ekonomilerinde yarattığı etkiler üzerine yapılan tartışmalar sürekli artış göstermiştir. Dış kaynakların ülke ekonomileri üzerindeki etkilerine yönelik görüşlerin ağırlıklı kısmı, piyasaların bütünleşmesi sonucu yaşanan finansal derinliğin kaynak yetersizliği çeken GOÜ ekonomileri için ek kaynak imkanı sunduğu yönünde olup, bu görüşlerin aksini savunan görüşlerinde oldukça fazla olduğu dikkat çekmektedir. Öyle ki, finansal sistem üzerindeki sınırların ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini savunarak finansal liberalizasyon sürecinin başlamasına öncülük eden Mc Kinnon ve Shaw (1973) çalışmalarında dahi vurgulanan konular açısından farklılıklar bulunmaktadır. Dış kaynakların ekonomileri olumlu yönde etkilediğini savunanlara göre, kaynakların ülke ekonomilerinde sağladığı kapasite artışı dış ekonomilerden gelen finansmanların maliyetini karşılıyorsa, dış finansman işlevini yerine getiriyor ve ekonomiye faydalı oluyor demektir. Dış kaynakların ekonomileri olumsuz yönde etkilediğini savunanlar ise, dış kaynakları ülkelerdeki finansal krizlerin sebebi olarak görmüşler ve ekonomilerde yüksek maliyetlere sebebiyet verdiklerini savunmuşlardır. Dış kaynakların ekonomileri olumsuz yönde etkilediği görüşlerinin en ünlüsü, Griffin-Enos ikilisinin dış finansmanlar ile yurtiçi sermaye birikimi arasında olumsuz bir ilişkinin olduğu yönündeki tezleridir. Griffin-Enos on beş Afrika ve Asya ülkesinin 1962-1964 dönemine ait verileri ile yaptıkları çalışmada dış finansmanlarla, büyüme arasında ciddi bir ilişkinin olmadığı sonucuna ulaşırken, on iki Güney Amerika ülkesine ilişkin 1957-1964 verileriyle yaptıkları çalışmada iki değişken arasında ki ilişkinin negatif olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Yurt dışı kredi genel bir tanımlama ile ülke içinde yerleşik kuruluş ve kişilerin, ülke dışında yerleşik kuruluş ve kişilerden kısa, orta ve uzun vadeli olarak kredi kullanılması şeklinde ifade edilebilir. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomiler için yurt dışı kaynaklı kredi kullanımı ihtiyaca göre her zaman başvurulabilen bir yöntemdir. Yurt dışı kredi kullanım ihtiyacının daha çok olduğu gelişmekte olan ülkelerde, dış kredi kullanımını doğuran başlıca nedenler”
• Tasarruf ve kaynak yetersizliği,
• Dış ticaret ve ödemeler dengesi açıkları,
• Bütçe açıkları,
• Nakit akımının artması,
• Savunma giderleri finansmanı,
• Yatırım finansmanı,
• Vadesi gelmiş borçlara finansman sağlanması,
• Olağanüstü harcamaların karşılanması,
• Devletin milli para değerini koruma adına rezerv ihtiyacı duyması,
• Ekonomik dengeyi sağlayıcı ve koruyucu etkiler,
• Kaynak dağılımı ve kullanımında etkinlik sağlayıcı etkiler yaratılmak istenmesi gibi birçok makro ve mikro neden sıralanabilir.

Grafik 5: Yurtdışı Kaynaklı Kredi Türleri
4.5. Bireysel Finansmanda Kullanılan Ürünler
4.5.1. Konut Finansmanı
“Müşterinin satın almak istediği gayrimenkulün Banka tarafından satın alınıp, istenilen vadeye göre üzerine kar payı ilave edilerek, müşteriye satılması işlemidir.”
Konut Finansmanı;
• Konut edinmeleri amacıyla tüketicilere kredi kullandırılması
• Konutların finansal kiralama yoluyla tüketicilere kiralanması
• Sahip oldukları konutların teminatı altında tüketicilere kredi kullandırılması şeklinde üç türden oluşmaktadır. Bunların ortak özelliği tüketici kredi sayılmalarıdır.
4.5.2. Taşıt Finansmanı
“Taşıt Finansman Desteği, kredi değerliliği olan gerçek ve tüzel kişilere, almak istedikleri taşıtın banka tarafından satın alınarak istenilen vadeye göre kar payı ilave edilerek satılması yoluyla kullandırılan finansman desteğidir. “
4.5.3 İhtiyaç Kredisi
“Ticari ya da sınaî faaliyetlerin finanse edilmesi amacını taşımayan, kişisel ya da hane halkı gereksinimlerini gidermeye yönelik malları temin edebilmeleri için, gerçek kişilere kullandırılan finansman desteğidir. Piyasa şartlarının uygun olması koşuluyla, müşterinin ihtiyacı olan tüketim malının Banka tarafından alınarak, müşteriye istenilen vadeye uygun kar ilave edilerek satılması şeklinde kullandırılır. Bu krediler nakdi olarak kullandırılmaz.”
4.5.4. Diğer Faaliyetler
Katılım Bankaları döviz alım satımı işlemleri yapabilirler. Bu gibi işlemler bir tür ticaret olduğundan elde edilen kar faiz olarak kabul edilmez. Katılım bankaları müşterilerine klasik bankacılığın sunduğu birçok hizmetleri de sunabilmektedirler. Böylece hem müşterilerin ihtiyaçları giderilir hem de bu işlemleri yaptıkları için gelir elde edebilirler. Bu tür işlemler bankacılık hizmeti niteliği taşıdığından elde edilen gelir faizle ilişkisi olmamaktadır. Katılım Bankalarım bu anlamda sunabilecekleri hizmetlere ilişkin örnekler aşağıda verilebilir.
• Çek ve senet tahsili,
• Havale,
• Elektronik fon transferi,
• İthalat ve ihracat işlemleri,
• Çek vermek,
• Kredi kartı vermek,
• Teminat mektubu vermek,
• Kiralık kasa hizmeti vermek vb.
• Seyahat çeki çıkarmak,
• Spot döviz alım satımı yapmak,
• Fizibilite etütleri hazırlamak,
• T.C. Merkez Bankasınca uygun görülecek diğer is ve hizmetleri gerçekleştirmek.
• Hisse senedi, kar ortaklığı belgesi ve bunlarla ilgili portföylerin idaresini yürütmek, yedd-i emin ve vekil olarak hareket etmek,
• Poliçe, emre muharrer senet, temettü belgesi, çek, konşimento ve diğervesikaları keşide etmek, tanzim etmek ve üzerine aval vermek,
5. KATILIM BANKALARNIN TÜRK EKONOMİSİNE KATKILARI
1985 yılından bu yana 30 yılı aşkın zamanda ülke finans sektöründe faaliyet gösteren Katılım Bankaları, hem sektörün büyümesine paralel ülke ekonomisi dahilinde büyümüs hem de kendine has özellikleri ile ülke ekonomisine çesitli yönlerde katkılar saglamışlardır. Katılım Bankaları ülke ekonomisinin son 20 yılda içinde bulundugu serbest piyasa ekonomisine geçis sürecinde, dünyada sektörlerinde yasanan 2 büyük krizde de kendine has yöntemleri ile önemli roller üstlenmişlerdir. Katılım Bankaları’nın kendine has isleyiş prensipleri ve üstlendikleri sorumluluklarla kayıt dısı ekonomiyi bertaraf edici, atıl birikimleri sisteme katıcı, reel sektörü finanse edici, rekabetiin içinde, maliyetleri azaltıcı, yabancı sermayeyi ülkemize getiren, istihdamı artırıcı katkılar saglamaktadırlar. Katılım bankaları’nın ülke ekonomisine sagladıkları katkılar aşagıdaki gibidir.
5.1. Atıl Tasarrufların Sisteme Dahil Edilmesi
“Katılım Bankaları Bankalar Kanunu’na uygun olarak faaliyet göstermekte ve 24 yılı aşan bir süredir yastık altı paraların ekonomiye kazandırılması konusunda önemli işlevler üstlenmektedirler. Bir anlamda Risk Sermayesi (Venture Capital) kuruluşu niteliğinde olan katılım bankaları, topladıkları atıl (yastık altı) fonları doğrudan Türk sanayicisi ve müteşebbisinin ihtiyaç duyduğu hammadde, yarı mamul ve mamul maddeler ile yatırım mallarının temininde kullanmak suretiyle ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlamaktadırlar.”
Katılım bankaları, en önemli misyonu olarak görülen daha önce ekonominin dısında kalmış veya verimsiz alanlarda atıl kalmış birikim ve tasarufların faizsiz esaslar dahilinde dogrudan sanayiye, ticarete, yani sektöre reel ekonomiye kaynak olarak girmesine aracılık yapmaktadırlar. Finansal sistemin dışında kalan fonları sisteme dahil ederek tasarruf sahiplerine gelir sağlaması, gelir dağılımını düzenleyici etkileri, reel sektöre fon aktararak ekonominin büyümesine olan katkıları, kurumlar vergisi, KKDF, KDV ve BSMV ödeyerek kamuya katkıları, reel sektörün direk fonlanması sebebi ile istihdamın sürekliliği ve artışı ile sosyo-kültürel faaliyetlere katkıları sayılabilir.
5.2. Kayıt Dısı Ekonominin Önlenmesi
“Kayıtdısı ekonominin (KDE) tanımı ile ilgili olarak hem fikir olunan temel varsayım ortak bir kavrama ulasmanın mümkün olmadıgıdır. Bu nedenle birçok kaynakta “kayıtdısı ekonomi” kavramı farklı seklilerde ifade edilmeye çalısılmaktadır. Kayıtdısı ekonomi; ‘‘ekonomik faaliyetin fiilen gerçeklesmis olmasına ragmen bu faaliyetle ilgili kayıtların tutulmaması’’ olarak tanımlanmakta, ‘‘hiçbir belgeye baglanmayarak ya da içerigi gerçegi yansıtmayan belgelerle gerçeklestirilen ekonomik olayın devletten ve isletme ile ilgili diger kisilerden tamamen ya da kısmen gizlenerek, kayıtlı ekonominin dısına tasınması’’ olarak tanımlanmaktadır.” 66 Genel bir tanılama yapacak olursak, kayıt dısı ekonomi, gayri safi milli gelir hesaplarını elde etmede kullanılmakta olunan bütün istatistiki yöntemler ve gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümü olarak adlandırılabilir.
Katılım Bankaları çalısma yöntemleri geregi kaynak kullandırırken reel ekonomik faaliyetleri finanse etmektedirler. Finansmanın, kredi kullanan firma yerine mal tedarik edilen satıcılara ödenmesi sebebiyle verilis amacı dısında, verimsiz, riskli ve kayıt dısı işlerde kullanımı önlemektedir. Ülke ekonomimizin üstesinden gelmeye çalıştığı en önemli sorunlarından birisi kayıt dısı ekonomi ve kayıt dısı ekonomiden kaynaklanan vergi kayıplarıdır. Katılım Bankaları, bu anlamda ülke ekonomisinine bir disiplin de kazandırmaktadır. Gerçek olmayan kayıtsız ve faturasız hiçbir isleme kredi saglamaması isleyiş prensipleri ile vergi kaybının önüne geçmektedirler. Örnek verecek olursak; tasıt, konut finansmanlarında mutlaka işlemin ilgili tescil makamınca onaylanması gerektiği için alım satımlar kayıt altına girmis olmaktadır. Bu islemlerden doğacak vergi ve harçlar kamuya kazandırılmaktadır. Hammadde, makine ve diger ihtiyaçların karsılanması isleminde ise mutlaka fatura istenmesi direk satıcıya ödeme yapılması kayıtlı ekonomiyi desteklemektedir.
5.3. Reel Sektörün Finanse Edilmesi
Katılım Bankaları, kullanılabilir kaynaklarının tamamını kurumsal finasman desteği, finansal kiralama ve proje bazında kâr veya zarar ortaklığı yöntemleriyle reel sektörün finansman ihtiyacını karşılamaktadır. Kaynak kullandırılacak firmaların seçiminde uluslararası standartlar ve objektif mali kriterler kullanılmaktadır.
“Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) Başkanı V.Derya Gürerk’in 2014 yılı değerlendirme, 2015 yılı beklenti ve öngörüsü konuşma metninde Katılım Bankaları kanalıyla islami finansın Dünya ve Türkiye reel sektörüne katkılarını şöyle özetlemiştir.”
“Dünya ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirerek başlamak istiyorum konuşmama. Hepinizin bildiği üzere dünya ekonomisi 2014 yılında 2013 yılı ile aynı oranda ve % 3,4 oranında büyümüştür.Bu büyümede Asya ülkeleri başta olmak üzere gelişmekte olan ülkeler yine belirleyici olmuştur. Nitekim gelişmekte olan ülkeler % 4,6 büyürken gelişen Asya ülkeleri ise % 6,8 büyümüşlerdir. Ortalama % 1,8 büyüyen gelişmiş ülkeler tarafında ise ABD ekonomisi % 2,4 ile diğer ülkelerden ayrışarak olumlu bir büyüme performansı sergilerken, Japonya ve Euro Bölgesinde iktisadi faaliyet zayıf seyrine devam etmiş ve küresel büyümedeki yavaşlamanın temel belirleyicileri olmuşlardır. 2015 yılında ise; ABD’de ilk çeyrekte görülen sürpriz yavaşlama (% 0,2) ve gelişen Asya ve Japonya’da görülen yavaşlamalar nedeniyle global büyüme oranı 2014 yılının altında kalabilecektir. Bu biraz da Rusya ve Ortadoğu’daki jeopolitik risklerin seyrine bağlı bulunmaktadır.Türkiye’ ye gelince; 2014 yılında Ülkemizin büyüme oranı 2013’den 1,3 puan daha az, 2012’den 0,7 puan daha yüksek gerçekleşmiştir. 2014 büyüme hızı geçen yıl yaptığımız % 3’lük tahmine çok yakın çıkmıştır. Aslında 2014 yılındaki makro ihtiyat tedbirlerinin iç talebi kısması, ülkemizin etrafındaki jeopolitik gelişmelerin ihracatımızı olumuz etkilemesi nedeniyle büyüme hızındaki yavaşlamaya rağmen, ekonomik performansımızın düşmediği anlaşılmaktadır. Bu faktörler Türk ekonomisinin siyaset algısının giderek azaldığını göstermektedir. Bu azalma büyük ölçüde makroekonomik dengelerin ve finans sektörünün sağlıklı bir yapıya kavuşmasından kaynaklanmıştır. 2014 yılına damgasını vuran en önemli olaylardan birisi de petrol fiyatlarının 110 dolarlardan 50 dolarlara kadar inmesidir. Son zamanlarda tekrar yükselişe geçmesine rağmen eski seviyelerine çıkması beklenmemektedir. Petrol fiyatlarının düşmesi Türk ekonomisinde hem dış ticaret açığını azaltıcı etki yapmış, hem de Rusya, Irak, İran ile körfez ülkelerinin petrol gelirlerinin azalmasından dolayı, başta ihracat olmak üzere turizm ve bavul ticaretinde gelir azaltıcı etkiler yapmıştır. Dolar kurundaki hızlı yükselişe rağmen Nisan ayı hariç, ihracat gelirlerinin istenen düzeyde artmamasının en önemli nedeni bu ülkelerdeki sıcak gelişmeler ve petrol gelirlerinin düşmesidir. Türk bankacılığı özellikle son 12 yıl içinde yapılan sağlam reformlar ile son derece güçlü bir yapıya kavuşmuştur. Günümüzde bankacılık sektörümüz öz varlık, sermaye ve likidite yeterliliği, aktif kalitesi gibi önemli başlıklarda oldukça iyi durumdadır. Bankacılık sektörünün karlılık artışı son 3-4 yıldır yeterli değildir. Bu durum bizi, reel sektörün finanse edilmesinde bankalarımızın gerekli fedakârlığı gösterdiği sonucuna götürebilir. Ancak daha sağlam ve karlı bankacılık sektörü için sektör üzerindeki kamu maliyetlerinin azaltılması, bunun için de son zamanlarda yürürlüğe konulan zorunlu karşılıklara nema ödenmesinin yeterli düzeye çıkarılması ya da zorunlu karşılıkların azaltılması gibi hususları takdirlerinize arz ederiz. Katılım Bankacılığının 2014 yılındaki artış oranları toplanan fonlarda % 5,7, kullandırılan fonlarda , %3,8 aktifte % 8,5, özvarlıkta ise % 9,5 olmuştur. Ana kalemlerimizin söz konusu artış hızlarındaki yavaşlaması, bir üyemizin özel durumundan kaynaklanmış olup sektörün diğer üyeleriyle sektörün aktifleri % 33, toplanan fonlar %30 ve kullandırılan fonlar %31 nispetinde artış gösterdiği görülmektedir. 2014 yılında bankacılık sektörü içindeki payımız ise, toplanan fonlarda % 6,3, kullandırılan fonlarda %5,5 aktifte ise % 5,2 olarak ortaya çıkmıştır. 2015 yılındaki gelişme seyrine baktığımızda, bu yılın ilk 4 ayında toplanan fonlarda % 5, kullandırılan fonlarda, % 9, aktifte ise % 8 artış sağlanmıştır. Yeni üyemiz Ziraat Katılım Bankası’nın ve diğer oyuncuların sektörümüze girmesi sayesinde 2015 yılını daha başarılı geçireceğimize inanıyoruz. Bölüştükçe, birlikte oldukça daha hızlı büyüyeceğimize inanıyoruz.”
Tablo 4: Katılım ve Mevduat Bankaları Karşılaştırması

katilim-bankalari-finansal-buyuklukleri
5.4. İstihdamın Arttırılması
Ekonominin gelişme hedeflerinin en önemli bir unsuru olan bankacılık sektörü, özellikle 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren yaşanan ve sistemik risk etkisiyle hızla ve derinleşerek yayılan global finansal krizlerin ardından çok özel bir anlam daha kazanmıştır. Bankacılık sektörü artık sadece ekonomik işleyişin vazgeçilmez bir unsuru değil, aynı zamanda tüm dünya ekonomilerinin etkilenebileceği risklerin de odağını oluşturmaktadır.
Katılım Bankaları, reel ekonomiye kaynak temin ediyor olma, KOBİ’lerin faaliyetlerini sürdürmesi ve büyümesine katkı saglama etkileri ile istihdamı artırıcı rol de almışlardır. Reel sektöre sagladıkları fonlama sayesinde gerçeklestirilen yatırımların yeni istihdam alanları olusturması ile Katılım Bankaları istihdam üzerinde de olumlu etkilere sahiptirler. istihdam alanlarının büyümesi ve saglıklı bir şekilde sağlam temeller üzerinde durabilmesi için kullandırdıkları kaynakları istihdamı artırıcı katkılar gerçeklestirmektedirler.
5.5. Rekabetin Gelistirilmesi
“Katılım bankalarının gelecekte bir diğer değerlendirmesi gereken durum ise müşterilerinin üçte birine yakınının katılım bankalarının yanı sıra diğer geleneksel bankaların da müşterisi olmalarıdır. Müşterilerin büyük bir kesiminin sadece katılım bankaları ile çalışmamaları, geleneksel bankaların ürün/hizmet ağının genişliği ve üşterilerin finansal beklentilerinin halen rekabet alanında önemli bir faktör olduğu görülmekle ve katılım bankalarının bu alanlarda yapacakaları atılımlarla çok daha geniş kitlelere yönelebilecek olmaları bir fırsat olarak göze çarpmaktadır. Katılım bankalarının, önümüzdeki dönemde pazar payını büyütmek ve tüm finansal sektör ile rekabet edebilecek hale gelebilmeleri için önemli konular.”
• Fonlama olanaklarının artırlması;
“2013 yılında yayınlanan Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard and Poors (S&P) raporuna göre, Türkiye’de gelişen İslami Bankacılık sektörünün bu hızda büyümesini desteklemek için, sadece yurtiçi tasarrufların çekilmesi yeterli olmayacak, taze sermaye ve fonlama ihtiyacının da doğması beklenmektedir. İş modelleri nedeniyle katılım bankalarının geleneksel bankalara göre daha kısıtlı fonlama kaynakları bulunmaktadır. Özellikle 2011 yılında Kuveyt Türk tarafından başlatılan ve dört katılım bankası tarafından değerlendirilen sukuk ve murabaha sendikasyonu işlemleri sayesinde büyümeye önemli destek verilebilmiştir (2013 yılında Türkiye’de yaklaşık 7 milyar liraya ulaşması beklenmekte olup 2012 yılında 240 milyar dolara ulaşan Dünya sukuk piyasasında Türkiye’nin payı oldukça küçük kalmıştır). Gerek İslami finans kurumlarının finans piyasasındaki etkinliği gerekse devletin önemli yasal düzenlemeleri ile Malezya 154 milyar dolar ve %64 pay ile sukuk piyasasının öncüsü olmuştur. Malezya, BAE gibi öncü ülkeler özellikle alt yapı hizmetlerini fonlamak amacıyla kamu kurumları aracılıyla sukuk ihraç etmişlerdir. Türkiye’nin sukuk ihracı piyasasının gelişmesi için en önemli unsur kamu kurumlarının daha fazla devreye girmesi ve alt yapı projelerinde sukuk finansmanının daha çok kullanılmasıdır.”
• Daha geniş kitlelere ulaşım sağlanması;
“Katılım bankalarının faaliyet modelleri nedeniyle halen bankalarla çalışmayan ve üvene önem veren kitlelere ulaşma potansiyeli geleneksel bankalara göre oldukça yüksek olup, bugünkü şube sayıları ve dağılımı yeterli görülmemektedir. Katılım bankalarının özellikle son yıllarda hızla şubeleşme çabalarını önümüzdeki yıllarda da devam ettirmeleri gerekmektedir.”
• Ürün ve hizmet çeşitliğinin artırılması;
“Bugün, katılım bankalarının ürün ve hizmet ağını yurtdışında İslami finans pazarının gelişmiş ülkelere göre daha geliştirecek alanları mevcuttur. Konu sadece ürün geliştirmeye yapılacak yatırımların artması olmayıp, gerekli yasal düzenlemelerin sağlanması ve teknolojinin önderliğini sağladığı ürünlerin sunulmasıdır.”

Grafik 6: Katılım Bankaları Şube Ağı Dağılımı

katilim-bankalari-dagilimi

Grafik 7: Mevduat Bankaları Şube Ağı Dağılımı

mevduat-bankalari-dagilimi
“Bugün halen katılım bankalarının bulunmadığı şehirler olup, mevduat bankaları ile ülke üzerinde benzer bir dağılıma sahip bulunmaktadır. Bugün bir caddesi üzerinde aynı bankanın birden çok şubesi bulunabilen büyük şehirlerdeki rekabet Anadolu’daki potansiyele doğru yönelmekte olup halen sadece 51 ilimizde dört katılım Bankasının da şubeleri bulunmakta ve halen 7 ilimizde de hiçbir katılım bankası bulunmaktadır. 81 ilin 81’inde de en az 9 şubesi bulunan mevduat bankaları ile katılım bankalarının rekabet edebilmeleri için ülke genelinde daha fazla şube ağını geliştirerek müşteriye yaklaşmaları gerekmektedir.”
5.6. Yabancı Sermaye Transferi Saglanması
Ülkemizde faaliyete geçen faizsiz finans kurulusları özellikle ortadoğu ve körfez ülkelerinden gelen yabacı yatırımcılar tarafından kurulmustur. Faisal Finans, Kuveyt Türk ve Albaraka Türk kuruluslarının hakim ortakları ve sermaye kaynakları körfez ile Ortadogu ülkelerinden olup söz konusu kuruluslar ülkemize faizsiz bankacılık alanında yatırım yapan ilk bankalardır. Bu anlamda katılım bankaları kurulusundan itibaren hem yerli sermayelerce desteklenmiş hem yabancı sermayenin ülkemize girişinde köprü vazifesi üstlenmislerdir. Böylelikle saglanan fonlar ve sermaye hareketi ülkemizin dış ticaret hacmine katkı sağlayarak ekonomik sartların daha iyi hale gelmesine katkı sağlamıştır. Katılım bankaları’nın spekülatif, riskli ve gerçek dısı islemlerden uzak durma misyonu ve uyguladıkları hasasiyet dış yatırımcıların büyümekte olan ülke ekonomimize kayıtsız kalmamalarını saglamakta bu aracılık nedeniyle sermaye transferinin gerçeklestigi görülmektedir.
5.7. Maliyetleri Düşürücü Katkıları
Katılım Bankaları sabit faiz getirisi taahhüdü ile fon toplamadıkları için ellerindeki kaynakları çok daha esnek şekillerde piyasaya sunma çeşitliliğine sahiptirler. Ülke ekonomisindeki sıkıntılı süreç ve geçişlerde bu özelliklerini kullanarak daha az maliyetli finansman saglayabilirler. Ticari firma ve girişimciler herhangi bir yatırım kararı almadan önce beklenen fayda ile yatırım maliyetlerini karşılaştırdıklarında katılım bankaları’nın yukarıda bahsi geçen avantajlarından kaynaklanan rekabet dogrucu etkileri hem piyasadaki maliyetleri düsürücü hem de finansman sıkıntısına çözüm bulan finansal kuruluşlar olduğu görülmektedir. Ekonomilerde maliyeti ucuz finansman olması büyüme ve gelismenin daha hızlı olmasını saglamaktadır. Sabit faiz getiri vaadi bulunmaksızın gerçeklestirdikleri fon toplama yöntemleri ve gerçek ticari islemlere kaynak saglayan fon kullandırma imkânları klasik bankacılara göre cari faiz oranlarından bagımsız uygulamalrı bu oranları aşağı çeken bir etkiye sahiptirler.
İKİNCİ BÖLÜM
KATILIM BANKALARINDA SİGORTA UYGULAMASI
1. SİGORTA KAVRAMI VE SİGORTANIN TARİHSEL GELİŞİMİ
1.1. Sigortanın Tanımı
Bir kimse veya kuruluşun belli bir prim (ücret) karşılığında bir menfaatini teminat altına almasıdır. Sigorta, risklerin gerçekleşmesi sonucu doğabilecek zararları gidermek için kullanılan mali bir araçtır. Sigortanın hukuken geçerli olması için Sigorta sözleşmesi yani poliçenin yapılmış olması gereklidir. Poliçe, sigorta sözleşmesinin koşullarını içeren ve ispatlayan belgedir. Poliçe üzerinde sigorta şirketinin ünvanı, adresi, sigortalının adı, riskle ilgili bilgiler, prim, sigorta başlangıç ve bitiş tarihleri, sigorta koşulları vs. bilgiler yer almaktadır.
1.2. Sigorta Sisteminin İşleyişi
“Aynı tehlikelere mâruz kimseler arasındaki yardımlaşmanın sigorta işletmesi aracılığı ile teknik ve rasyonel bir şekilde organize edilerek, zararın sigortalılar topluluğuna dağıtılmasıdır. Sigorta sözleşmesi ise fertlerin bu organizasyon ve sisteme katılmak üzere yaptığı akittir.”78 “Deneyim ve araştırmaların bir sonucu olarak ortaya çıktığı üzere belli bir tehlike pek çok kişiyi tehdit etmekte, bu tehdit altında bulunan kişilerin sadece bir kısmı bu tehlikelerin gerçekleşmesinden doğan zarara mâruz kalmakta ve bu zararın, mağdur tarafından tek başına yüklenilmesi ekonomik açıdan büyük bir külfet teşkil edebilmektedir.
Halbuki söz konusu zararın sigorta sistemi içerisinde, aynı tehlikeye mâruz insanlar topluluğuna dağıtılması halinde, ekonomik sonuçları açısından daha kolay katlanılabilir olduğu deneyimle anlaşılmıştır. Sigorta fertlere sağladığı güvenliğin yanında, millî kaynakları koruyup güçlendirmekte, kredi temininde kolaylık sağlamakta, sermaye birikimini temin etmekte, ticarî girişim gücünü artırmakta ve tasarrufa vasıta olmaktadır. Sigorta ve benzeri risk paylaşım kurumları yüzyıllar boyunca ticaretin en büyük destekçisi olmuştur. Bugünkü ekonomik sisteme göre ciddi hiçbir girişimin sigortasız yapılma imkânı yoktur.”
1.3. Sigorta Hukukunun Tanımı ve Bağlı Olduğu Hükümler
Sigortaya konu rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmeleri ve bu sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükleri inceleyen, ticaret hukuku kapsamına giren bir özel hukuk dalıdır.80 6762 sayılı TTK ‘nun 1264 üncü maddesi uyarınca sigorta sözleşmeleri hakkında TTK ‘nun 5 inci kitabının hükümleri bulunmadığı hallerde ise Borçları Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Tasarının 1451 inci madde de; “bu kanunda hüküm olmayan hallerde sigorta sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır” şeklindeki düzenlemeyle aynı anlayış sürdürülmüştür.
1.4. Dünyada Sigortanın Tarihi
Babilliler’in M.Ö. 1800 yıllarında geliştirdiği Hammurabi Kanunları, sigortanın bilinen ilk hukuki şeklini içeriyordu. Buna göre, bir kervana haydutların saldırması halinde, zarar kervan sahipleri arasında bölüşülerek zarar karaşılanmakta idi.
 Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde bir tür nakliyat sigortası vardı. Gemi sahipleri, ticaret seferine çıkacakları zaman sermaye olarak deniz ödüncü denilen bir borç alırlardı. Eğer gemi sağ salim geri dönerse, gemi sahibi deniz ödüncünü misliyle geri öderdi. Ancak gemi yolda batarsa, deniz ödüncü gemi sahibinde kalırdı.
 Yine aynı dönemde, Rodos Kuralları denilen bir düzenlemeyle müşterek avarya kavramı ortaya çıktı. Buna göre, kaptan bir tehlikeyle karşılaştığında gemisini kurtarmak için yükün bir kısmını denize atarsa, bu zarar gemi ve yük sahipleri arasında paylaşılırdı.
 14. yüzyılda, Cenevizliler tarihte sigortaya özgü (diğer ticari konuları içermeyen) ilk sözleşmeleri yaptılar.
 15. yüzyılda İspanya’da sigorta hukukuna ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapıldı. 1435 ve 1436 yıllarında kabul edilen iki kararname ile nakliyat sigortalarına dair kurallar kondu.
 17. yüzyıldan itibaren İngiltere’de ilk sigorta şirketleri kurulmaya başladı. O zamana dek sigorta işi tüccarlar tarafından yapılıyordu. Ancak 1666’da 13.200 ev ve 87 kiliseyi yok eden Büyük Londra Yangını sonrasında öyle büyük zararlar oluştu ki, sadece yangın sigortası üzerine uzmanlaşan sigorta şirketleri kuruldu. Önemli bir ticaret merkezi olan Londra, bu yüzyıldan itibaren dünya sigortacılığının önde gelen şehri haline geldi.
 17. yüzyılın sonlarına doğru, Londra’nın dünya ticaretindeki artan önemi nedeniyle, bu şehirde nakliyat sigortacılığı konusunda da önemli bir talep doğmaya başladı. 1680’lerin sonuna doğru Edward Lloyd, Londra’da denizcilerin gittiği bir kahvehane açmıştı. Kahve, zamanla gemilerini veya yüklerini sigorta ettirmek isteyenler ile bu riskleri kabul etmek isteyenlerin buluşma noktası halini aldı. Lloyd’s, zamanla kahvehaneden nakliyat ve özel riskler konusunda uzmanlaşmış dünya çapında bir sigorta borsası haline dönüştü.
 Mucit ve siyaset adamı Benjamin Franklin, ülkesi ABD’de sigortacılığın gelişmesi için çaba gösterdi. Kurduğu sigorta şirketi, yangına karşı sigorta yaptığı gibi, sigortalıları yangın riskine karşı bilinçlendiriyor, yüksek riskli ahşap binaları sigortalamıyordu.

1.5. Türkiye’de Sigortanın Tarihi
Ahilik teşkilatı gibi mesleki loncalar, kurdukları yardım sandıklarıyla Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk sigorta örneklerini verdiler. Bu sandıklar yangın ve ölüm gibi bugün de sigorta konusu olan risklere karşı üyelerini koruyordu. Bu ilk örnekler dışında, Türkiye’de sigortacılık geç gelişti. Bunun nedeni olarak İslam dininin kadercilik anlayışı gösterilir. Belki de daha önemli bir neden, ticaretin ve mali yapının Batı Avrupa’ya kıyasla geri kalmış olmasıydı.
1870 yılında özellikle İstanbul’daki azınlıkların ve yabancıların mallarını etkileyen Beyoğlu yangını, sigorta düşüncesinin yaygınlaşmasına ve ilk sigorta şirketlerinin kurulmasına neden oldu. Bunların çoğu yabancı kökenliydi. İlk yerel sigorta şirketi, 1893 yılında kurulan Osmanlı Umum Sigorta Şirketi oldu. 1864 tarihli Deniz Ticareti Kanunu’nda sigortacılıkla ilgili ilk düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler 1906’da kara sigortacılığına özel hükümler kanunlaşıncaya kadar kıyas yöntemiyle kara sigortalarında da kullanıldı. Yabancı sigorta şirketlerinin başına buyruk çalışmalarını düzenlemek amacıyla 1914’te sigorta denetimi konusunda ilk kanun çıkarıldı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, milli iktisat anlayışı doğrultusunda, sigortacılık alanında da yerel sermayenin varlık göstermesi için yeni sigorta şirketleri kuruldu.1929 yılında, sigortacıların meslek kuruluşu olarak Sigortacılar Cemiyeti Daire-i Merkeziyesi kuruldu. Bu kuruluş, bugün de varlığını Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği adıyla devam ettirmektedir. 1956 yılında düzenlenen Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabında, sigortacılıkla ilgili düzenlemeler yapıldı. 2007 yürürlüğe girecek yeni Türk Ticaret Kanunu’nun taslak çalışmasında sigortacılıkla ilgili önemli düzenlemeler öngörülmüştür. 1980’li yıllarda Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde uygulanan liberal siyaset sayesinde yabancı şirketler türk sigorta sektörüne dönmeye başladı.
1990 yılında, o zamana kadar devlet tarafından belirlenen sigorta tarifeleri serbest bırakıldı. Bunun sonucu olarak sigorta primleri ve şirket kârları hızla düştü, rekabet zorlaştı. Düşen kârlar ve 90’lı yıllarda yaşanan ekonomik krizler nedeniyle yabancı şirketler yavaş yavaş Türk sigorta piyasasından çekildiler. Ancak Türk sermayeli banka ve holdinglerin öncelikle kendi grup risklerini sigortalamak üzere çok sayıda şirket kurması nedeniyle sektörde bir daralma yaşanmadı.
1990’ların son yıllarından itibaren Türkiye’ye yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin yeniden geldiği ve pazar paylarını giderek büyüttükleri görülmektedir. 2006 yılında sektörde yabancı sermayeli şirketlerin pazar payı %50’yi geçmişti. İzleyen yıllarda bu eğilim devam etti ve Türk sigorta sektörü, büyük oranda yabancı sermaye etkisi altına girdi.3 Haziran 2007’de sektörün uzun süredir beklediği Sigortacılık Kanunu kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Kanun, özellikle Türk sigorta sektörünün Avrupa Birliği’ne uyumlu hale gelmesine yönelik hükümler içeriyordu.
3. TÜRKİYE’DE KATILIM BANKALARI VE SİGORTACILIK UYGULAMALARI
Ülkemizde faaliyette bulunann 4 Katılım Bankası’da Sigortacılığın tüm alanlarında (Elementer, Hayat ve Bireysel Emeklilik (BES) müşterilerine acentelik hizmeti vermektedirler. Bu sigorta türlerini biraz açacak olursak;
Bunlar;
• Kaza Sigortaları ( Kasko – Zorunlu Trafik – Ferdi Kaza)
Sigortalının iradesi dışında meydana gelecek bir olay sonucunda, mallarına veya kendisine bir zarar gelmesi durumunda bu hasarları güvence altına almak için yapılır. Ayrı ayrı kişiler için veya mallar için yapılıyor olabilir.
• Yangın Sigortaları ( Konut Paket – İsyeri paket)
Bir yangının neden olduğu her çeşit hasarı karşılamak üzere yapılır. Sadece konutlar için değil, depolar, ardiyeler, imalathaneler, fabrikalar ve benzeri binalar için yapılabilir. Yangın sigortaları sadece gayrımenkülün yanmasını değil binada bulunan eşyalar, demirbaşlar ve ticari malları da güvene altına alır.
• Mühendislik Sigortaları ( İnşaat all Risk – Makine Kırılması – Elektronik Cihaz )
İnşaat, makine kırılması, montaj, elektrik ve elektronik cihazlar gibi, mühendislik gerektiren çalışmalar sırasında ortaya çıkacak hasarlar güvence altına alınır.
• Nakliyat Sigortaları
Karayolu, denizyolu, havayolu gibi çeşitli yollarla taşınmakta olan malların, bu araçlara yüklenmesi, taşınması, boşaltılması ve aktarılması durumlarında meydana gelecek hasarları güvence altına almak için yapılır.
• DASK Sigortaları ( Zorunlu Deprem )
Zorunlu olarak yaptırılan DASK veya normal deprem sigortaları ile deprem sonucu binada ortaya çıkan zararların karşılanması için yapılır.
2.1.2. Hayat Sigortaları
Kişilerin yaşamları ile ilgilidir. Bir hayat sigortası poliçesi, insanlara yaşlılıklarında sıkıntıya düşmemeleri, ölmeleri durumunda da geride bıraktıkları ve bakmakla yükümlü oldukları kişilere mevcut yaşam standartlarını devam ettirme olanağı vermektedir.
Hayat sigortası ölüm haline bağlı yapılmışsa, sigorta şirketi ancak sigortalının ölmesi durumunda poliçe lehdarlarına ödeme yapar. Hayat sigortası yaşam haline bağlı yapılmışsa, önceden belirlenen süre sonunda sigortalı eğer hayatta ise kendisine ödenir. Ama bu süre dolmadan sigortalı öderse sigorta şirketinin bir ödeme yapma yükümlüğü yoktur. Bir de karma hayat sigortaları yapılmaktadır. Bu tür poliçeler yukarıdaki her iki durumu da kapsar. Önceden belirlenen süre sonunda sigortalı hayatta kalmış ise sigorta bedeli kendisine ödenir. Ancak süre dolmadan sigortalı öderse bu durumda sigorta bedeli poliçede gösterilen lehdarlara veya yasal mirasçılara ödenir.
Sektörde Birikimli Hayat ve Kredi Hayat Sigortaları başlığı altında çeşitli ürünlerle müşterilere sunulmaktadır. Katılım Bankaları ise sadece Kredi Hayat branşında ve sadece azalan bakiyeli teminatlarını müşterilerine sunabilmektedir. Çünkü Danışman Kurulları kararı gereği sabit teminatlı Hayat Sigortaları için icazet’leri83 bulunmamakta vermiş oldukları kredilere istinaden kredi tutarı kadar azalan bakiyeli yöntemle Kredi Hayat sigortası yapabilmektedirler.
Örnek verecek olursak;
Bir müşterinin 60 ay 100 bin TL Konut Sigortası kredisi kullandığını ve 100.000 TL sabit teminatlı hayat sigortası yapıldığını düşünelim, 30. ay müşteri vefat ederse yaklaşık olarak kalan (ödenmemiş) kredi riski 50 bin TL civarında olacaktır. Banka acenteliğini yaptığı sigorta şirketinden Daini-i Mürtehin (DM) sıfatıyla 50 bin TL kredi borcunu kapatacak geri kalan müşterinin varislerine verilecektir. Varislere verilen (kalan) 50 bin TL kredinin borcu olmayıp hayat sigortası olarak değerlendirildiğinden Danışman Kurulu kararlarına aykırı bir durumla karşı karşıya kalınmış olacaktır.
Oysa azalan bakiye teminatlı hayat sigortası yapıldığında hem primi sabit teminatlı hayat sigortasına göre daha uygun olmakta hem de risk gerçekleştiğinde
83 Sigorta türlerinin islami sigortacılıkta icazetinin değerlendirmesine 3. Bölümde geniş kapsamlı yer verilmiştir.
sadece kalan kredi borcu kadar tutar sigorta şirketinden alınıp müşterinin kredi borcu kapatılarak varislere herhangi bir tazminat ödenmemektedir.. Ayrıca varislere herhangi bir kredi borcuda bırakılmadığından böylece sadece kredi riski teminat altına alınarak Danışman Kurulu’nun icazetine göre hareket edilmektedir.
Katılım Bankaları Elementer ve Kredi Hayat Sigortası branşlarını, uygun fiyatlarda, hızlı ve güvenilir sekilde yaptırma olanagı sunarak müşterilerine vermiş oldukları kredilerin teminatlarının sigortalanmasını sağlarlar ve bu sayede;
• Kredi teminatlarını güvenceye alarak bankanın riskini korur ve devamlılığını sağlayarak ülke ekonomisini dengede tutmaya katkıda bulunurlar,
• Müşterilerini ve/veya varislerini olası risklere karşı korunmalarını sağlarlar,
• Tabiki vermiş oldukları bu hizmet karşılığında geilr elde ederler,
Şunu da belirtmek gerekir ki Katılım Bankaları sadace vermiş oldukları kredilere istinaden sigortacılık yapmayıp sigorta acentelikleri gereği müşterilerine krediye bağlı olmayan ürünlerde sunmaktadırlar.
2.1.3. Bireysel Emeklilik Sözleşmeleri (BES);

Bireysel emeklilik sistemi, mevcut kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak kurulmuştur. Temel amacı, bireylerin çalışma yaşamları boyunca yaptıkları düzenli tasarrufların yatırıma yönlendirilmesini sağlayarak, oluşacak birikimlerle, tasarruf yaptıkları dönemde sahip oldukları refah seviyesinin emeklilik döneminde de devam etmesini sağlamaktır. Sistem gönüllü katılım esasına dayanmaktadır. Bireysel emeklilik sistemine fiil ehliyetine sahip kişiler katılabilir. Sisteme katılım için bir emeklilik şirketi ile emeklilik sözleşmesi akdetmek yeterlidir.
Şirket, bireysel emeklilik sistemine girmek isteyenlere, sisteme girme kararını etkileyebilecek hususlar hakkında bilgi verir. Kişinin emekliliğe yönelik beklentilerine, gelir düzeyine ve yaşına uygun bir emeklilik planı teklifi sunulur. Emeklilik sözleşmesine sahip olmak isteyen kişi, giriş bilgi formunu ve emeklilik planı, plan kapsamında sunulan fonlar, yapılan kesintiler, varsa katkı payı tutarı ile emeklilik sözleşmesinin taraflarına ilişkin bilgileri içeren “teklif formu”nu usulüne uygun olarak doldurup imzalar. Şirketin İnternet sitesi, çağrı merkezi veya şirketçe yetkilendirilen çağrı merkezi aracılığıyla düzenlenen sözleşmelerde ise, katılımcı, emeklilik sözleşmesine, emeklilik planına ve sisteme ilişkin gerekli bilgilerin kendisine verildiğini teyit ederek teklifi çağrı merkezi veya elektronik imza aracılığıyla onaylar.
Emeklilik sözleşmesi, şirket tarafından reddedilmediği takdirde, varsa blokaj süresinin tamamlanmasını müteakip, katkı payı olarak yapılan ilk ödemenin şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihte yürürlüğe girer. Katılımcı, teklif formunun imzalanmasını veya teklifin onaylanmasını müteakip 60 gün içinde cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin şirkete ulaşmasını müteakip verilen ödeme talimatları iptal ettirilir ve yapılan tüm ödemeler, fon toplam gider kesintisi haricinde hiçbir kesinti yapılmadan, varsa yatırım gelirleriyle birlikte 10 iş günü içinde ödeyene iade edilir.
Katılımcının, bireysel emeklilik sistemine ilk defa katılması sırasında veya farklı bir şirkette ilk defa emeklilik sözleşmesi akdetmesi halinde, katılımcıdan veya sponsor kuruluştan, teklifin imzalandığı veya mesafeli satışta teklifin onaylandığı tarihte geçerli aylık brüt asgari ücret tutarı dikkate alınarak aşağıdaki esaslar dahilinde peşin, azami 1 yıl içinde tahsil edilmek üzere taksitli veya ertelenmiş olarak giriş aidatı alınabilir.
 Peşin ve taksitli olarak alınan giriş aidatı, teklifin imzalandığı veya onaylandığı tarihte geçerli aylık brüt asgari ücretin %10’unu aşamaz.
 Peşin ve ertelenmiş olarak alınan giriş aidatlarının toplamı teklifin imzalandığı veya onaylandığı tarihte geçerli aylık brüt asgari ücretin;
• 0-3 Yıla Kadar %75’i
• 3 Yıl-6 Yıla Kadar %50’si
• 6 Yıl-10 Yıla Kadar %25’i kadar olabilir.
 10 yılını dolduran, vefat, maluliyet, emeklilik hakkını kullananlardan ertelenmiş giriş aidatı tahsil edilmez.
Emeklilik şirketi, katılımcının bireysel emeklilik hesabına yapılan katkı payları üzerinden azami % 2 oranında yönetim gideri kesintisiyapabilir. Katılımcı, emeklilik sözleşmesi süresi içinde katkı payı ödenmesine ara verilebilir. Vadesinde ödenmeyen katkı payının ödeme tarihini müteakip üç ay içinde, ilgili hesaba herhangi bir ödeme yapılmaması durumunda, ilgili sözleşmede ödemeye ara verildiği kabul edilir. Bu durumda şirket, ara verme süresi boyunca katılımcının birikiminden, ara verilen her tam ay için 2 TL’yi aşmayacak şekilde ara verme durumunda yapılan ek yönetim gideri kesintisi alabilir. Fon net varlık değeri üzerinden yapılan fon işletim gideri kesintisi dahil olmak üzere, fona ilişkin giderlerin karşılanması için fondan gider kesintisi yapılabilir. Bu kapsamda yapılacak toplam kesinti oranları üst sınırları, günlük azami yüzbinde 3,yüzbinde 5,25,yüzbinde 6,25 olmak üzere üçe ayrılmış olan fon grubu bazında belirlenmiştir.
Emeklilik şirketi tarafından tahsil edilen katkı payları, varsa kesintiler yapıldıktan sonra emeklilik yatırım fonlarında değerlendirilir. Katılımcı, birikiminin hangi fon veya fonlarda değerlendireceğine risk ve beklenti tercihine göre kendisi karar verir. Herhangi bir fon dağılımı tercihinde bulunmayan katılımcıların birikimleri, dahil olduğu plan kapsamında sunulan standart fonda yatırıma yönlendirilir. Fonlar uzman portföy yöneticileri tarafından yönetilir. Sistemde katılımcılara herhangi bir getiri garantisi verilmemektedir.
Fon portföyündeki varlıklar Takasbank nezdinde ve şirket varlıklardan ayrı şekilde saklanır. Katılımcıların sahip oldukları pay adedi Takasbank nezdinde katılımcı bazında ve katılımcıların erişebileceği şekilde izlenir.
Sistemin şeffaflığının ve güvenliğinin sağlanması amacıyla emeklilik şirketlerinin denetimi için detaylı denetim ve gözetim mekanizmaları kurulmuştur. Sistem, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Emeklilik Gözetim Merkezi, Takasbank ve bağımsız denetim şirketleri gibi çeşitli kurum ve kuruluşların denetim, gözetim ve kontrolü altındadır. Emeklilik şirketlerinin faaliyetleri Hazine Müsteşarlığı, fonların ve portföy yöneticilerinin faaliyetleri Sermaye Piyasası Kurulu tarafından denetlenir. Fonların hesap ve işlemleri de yılda en az bir defa bağımsız dış denetime tabidir.
Katılımcı,
• Emeklilik sözleşmesi süresi içinde katkı payı tutarını ve ödeme dönemini değiştirebilir.
• Başka şirketten aktarımla düzenlenenler hariç diğer bireysel emeklilik hesaplarındaki birikimlerini, şirkette en az 2 yıl kalmak şartıyla; başka şirketten aktarımla düzenlenmiş sözleşmelerini ise şirkette en az 1 yıl kalmak şartıylabaşka bir emeklilik şirketine aktarabilir.
• Emeklilik sözleşmesi süresi içinde katkı payı ödemeye ara verebilir.
• Yılda en fazla 6 kez fon dağılım oranını ve yılda en fazla 4 kez emeklilik planını değiştirebilir.
Bireysel emeklilik sisteminde, işverenler tarafından ödenenler hariç katılımcı adına bireysel emeklilik hesabına ödenen katkı paylarının %25’ine karşılık gelen tutar katılımcının vergi mükellefi olup olmamasına bakılmaksızın devlet katkısı olarak katılımcıların ilgili hesaplarına ödenmektedir. Bir katılımcının bir takvim yılı içinde alabileceği devlet katkısı tutarı, ilgili yıla ilişkin toplam brüt asgari ücret tutarının %25’ini geçemez.
İşverenler ise, çalışanları adına ödedikleri katkı paylarını (ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacak şekilde), doğrudan gider yazabilmektedirler. Bireysel emeklilik sisteminde emekli olmak için katılımcının, sisteme ilk giriş tarihinden itibaren 10 yıl süreyle sistemde kalması ve 56 yaşını tamamlaması gerekir. Katılımcı isterse, emeklilik hakkını ileri bir tarihte kullanabilir.
Katılımcının birden fazla emeklilik sözleşmesi bulunması halinde, tüm sözleşmelerden emekliliğe hak kazanması için en az birinden bu hakkı kazanması yeterlidir. Emeklilik hakkını kullanmak isteyen katılımcının tüm sözleşmelerini birleştirmesi gerekmektedir.
Emekliliğe hak kazanan katılımcı, bireysel emeklilik hesabındaki birikimlerinin bir kısmının veya tamamının defaten ödenmesini talep edebilir. Bunun dışında birikimlerinin bir kısmının veya tamamının yıllık gelir sigortasına aktarılmasını talep ederek yapılacak sözleşme çerçevesinde, kendisine belirli bir süre veya ömür boyu maaş bağlanmasını talep edebilir. Ayrıca, belirlenen geri ödeme programına göre birikimlerini kısım kısım şirketten almayı da tercih edebilir.
Katılımcı, emeklilik sözleşmesi süresi içinde istediği anda birikimlerini alarak sistemden ayrılabilir. Sistemden ayrılan katılımcılara yapılan ödemeler, ödenen tutarın içerdiği getiri tutarı üzerinden stopaj kesintisine tabidir. Stopaj kesintisi oranı, sistemden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, maluliyet veya tasviye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlar için %5, 10 yıl süreyle sistemde kalmakla birlikte sistemden emeklilik hakkı elde etmeden ayrılan katılımcılar için %10, 10 yıldan az süreyle sistemde kalarak ayrılan katılımcılar için ise %15’tir.
Katılım Bankalarının Bireysel Emeklilik Sistemini müşterilerine sunabilmesi için BES fonlarında toplanan tutarların Katılım Bankacılığı ilkelerine istinaden faizsiz enstürmanlarda değerlendiriliyor olması yeterlidir. Bu sebeple tüm Katılım Bankaları çalıştıkları Emeklilik Şirketlerinde kendi üzerlerinden yapılan BES sözleşmelerinin faizsiz fonlarda değerlendirilmesini sağlayarak müşterilerinin hasassiyetlerini korumaktadırlar.
2.2. Katılım Bankaları Sigortacılık Uygulamaları
2.2.1. Albaraka Türk Katılım Bankası Sigortacılık Uygulamaları
Albaraka Türk Katılım Bankası Elementer branşta çoklu acentelik sistemi ile müşterilerine farklı alternatifler sunarak müşterilerine hizmet vermektedir. Çoklu acentelik ile çalışmak fiyatlama açısndan avantaj getirsede bankaya artı operasyonel yük getirmiş olacağı aşikardır. Ancak bunu Acerpro Sigorta Platformu yazılımını bankaya entegre ederek aynı anda bir çok sigorta şirketinden online teklif alıp poliçeleştirerek hızlı ve kesintisiz hizmet sunabildiği bilinmektedir.
Hayat ve Emeklilik branşında ise 2010 yılından bu tarafa Anadolu Emeklilik Şirketi ile müşterilerine ürün sunan banka 2014 yılında Kuveyt Türk ile işbirliğine giderek Katılım Emeklilik şirketini %50 paylı kurmuşlardır ve artık Hayat ve Emeklilik branşlarında iştiraki oldukları şirket üzerinden devam ettirmektedirler.
Acentelik faaliyetinde bulunduğu Sigorta şirketleri;
Elementer Şirketler
 Allianz Sigorta A.Ş.
 Anadolu Sigorta A.Ş.
 Ankara Sigorta A.Ş.
 Aviva Sigorta A.Ş.
 Generali Sigorta A.Ş.
 Güneş Sigorta A.Ş.
 Işık Sigorta A.Ş.
 Neova Sigorta A.Ş.
 Coface Sigorta A.Ş.
Hayat ve Emeklilik Şirketleri
 Anadolu Emeklilik A.Ş.
 Katılım Emeklilik A.Ş.
2.2.2. Asya Katılım Bankası Sigortacılık Uygulamaları
Banka Asya Katılım Bankası Elementer branşta iştiraki olduğu Işık Sigorta şirketi üzerinden tekli acentelik sistemi ile müşterilerine hizmet vermektedir. Tekli acentelik sistemi ile çalışmak fiyatlama açısndan dezavantaj getirsede bankanın iştiraki bir sigorta şirketi ile çalışmanın opersyonel, müşteri şikayetlerini daha hızlı çözebilme ve memnun etme vb. avnatajlarıda yanında getirmektedir. Hayat ve Emeklilik branşında ise 2011 yılında yine elemneter branşta olduğu gibi kendi iştiraki olarak kurulan Asya Emeklilik şirketi ile müşterilerine hizmet vermeye başlamıştır.
Acentelik faaliyetinde bulunduğu Sigorta şirketleri;
Elementer Şirketler
 Işık Sigorta A.Ş.
Hayat ve Emeklilik Şirketleri
 Asya Emeklilik A.Ş.
2.2.3. Kuveyt Türk Katılım Bankası Sigortacılık Uygulamaları
Kuveyt Türk Katılım Bankası tıpkı Bank Asya gibi elementer branşta kendi iştiraki olduğu Neova Sigorta şirketi üzerinden tekli acentelik sistemi ile müşterilerine hizmet vermektedir. İne aynı şekilde Bank Asya Katılım Bankasında olduğu gibi tekli acentelik sistemi ile çalışmak fiyatlama açısndan dezavantaj getirsede bankanın iştiraki bir sigorta şirketi ile çalışmanın opersyonel, müşteri şikayetlerini daha hızlı çözebilme ve memnun etme vb. avnatajlarıda yanında getirmektedir.
Hayat ve Emeklilik branşında ise 2011 yılından bu tarafa Anadolu Emeklilik Şirketi ile müşterilerine ürün sunan banka 2014 yılında Albaraka Türk ile işbirliğine giderek Katılım Emeklilik şirketini %50 paylı kurmuşlardır ve artık Hayat ve Emeklilik branşlarında iştiraki oldukları şirket üzerinden devam ettirmektedirler.
.Acentelik faaliyetinde bulunduğu Sigorta şirketleri;
Elementer Şirketler
 Neova Sigorta A.Ş.
Hayat ve Emeklilik Şirketleri
 Vakıf Emeklilik A.Ş.
 Katılım Emeklilik A.Ş
2.2.4. Türkiye Finans Katılım Bankası Sigortacılık Uygulamaları
Türkiye Finans Katılım Bankası tıpkı Albaraka Türk Katılım Bankası gibi elementer branşta çoklu acentelik sistemi ile müşterilerine farklı alternatifler sunarak müşterilerine hizmet vermektedir. Çoklu acentelik ile çalışmak fiyatlama açısndan avantaj getirsede bankaya artı operasyonel yük getirmiş olacağı aşikardır. Ancak banka Albaraka Türk gibi bunu Acerpro Sigorta Platformu yazılımını bankaya entegre ederek aşarak aynı anda bir çok sigorta şirketinden online teklif alıp poliçeleştirerek hızlı ve kesintisiz hizmet sunabildiği bilinmektedir.
Emeklilik branşında 2010 yılından bu tarafa Garanti Emeklilik şirketi ile müşterilerine BES ürününü sunmaktadır. Hayat branşında ise 2012 yılından bu tarafa Groupama Emeklilik şirketi ile müşterilerine azalan bakiyeli Kredi Hayat sigortasını, 2015 yılı itibari ile de Vakıf Emeklilik şirketi ile Kar Paylaşımlı tekafül sistemine uygun kredi hayat sigortasını sunmaktadır.
Acentelik faaliyetinde bulunduğu Sigorta şirketleri;
Elementer Şirketler
 Eureko Sigorta A.Ş.
 Aviva Sigorta A.Ş.
 Işık Sigorta A.Ş.
 Neova Sigorta A.Ş.
 HDI Sigorta A.Ş.
 Groaupama Sigorta A.Ş:
Hayat ve Emeklilik Şirketleri
 Vakıf Emeklilik A.Ş.
 Garanti Emeklilik A.Ş.
 Groupama Emeklilik A.Ş.
Dikkat edilirse Katılım Bankalarının çalışmış oldukları Sigorta Şirketleri ve ürünleri çoğunlukla konvansiyeonel (faizli) sistem üzerinden hareket eden sigorta şirketleri olduğu görülmektedir. Bunun sebebi ülkemizde faizsiz sigortacılığın henüz tam anlamıyla henüz gelişmediğinin göstergesidir. Bu demek değilki Katılım Bankaları faizsiz bankacılık ilkeleri dışına çıkarak Sigortacılık faaliyetleri yapıyor anlamı çıkarılmasın. Tabki öyle değil bu konu üçücü bölümde detaylandırılacaktır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KATILIM BANKALARINDA TEKAFÜL UYGULAMALARI
Ülkemizde Katılım Bankacılığının kurulması, amacı, çalışma biçimleri, ürünleri, ekonomideki yerleri ve sigortacılık uygulamalarından bahsettik. Peki sigortacılık faaliyetlerini yaparken Katılım Bankacılığı prensipleri dahilinde yani tekafül sistemine uygun yapılabiliyor mu? Yapılabiliyorsa hangi zorluklar ile karşılaşılıyor? Gelişmesinin önünde engeller var mı? Nasıl uygulamalar yapılıyor? Bu bölümde bu ve benzeri sorularımıza cevap arıyor olacağız.
Tekafül Sigortacılığı ve uygulamalrı hakkında bilgilere geçmeden önce sigorta türlerine göre icazete (İslam Hukukuna Uygunluk) değinmemiz yerinde olacktır.
1. SİGORTACILIKTA İCAZET
1.1. Elementer ve Hayat Sigortalarında İcazet Görüşleri
Günümüz araştırmacıları dini yönden sigorta konusunu incelemiş ve açıklamaya çalışmışlardır. Sosyal sigortalar caiz olduğu konusunda ittifak etmekle birlikte, ticari sigortanın hükmü konusunda görüş ayrılığı içersindedirler. Ticari sigortanın hükmü konusunda üç ayrı görüş bulunmaktadır.
Birinci görüşe göre; Ticari sigortaların hiçbir çeşidi caiz değildir. Zira ticari sigortada bilinmeyen unsurlar bulunmakta, bu işlem kumar veya müşterek bahse benzemekte, faiz içermektedir. Ayrıca sigorta haksız tazmindir. Sigorta akdi, güvence gibi ojektif olmayan bir şeyin satışıdır. Sigorta ve özellikle hayat sigortasında takdir-i ilahiye meydan okuma vardır. İslam’ın yasakladığı bu unsurlar taşıyan sigortanın da haram olması gerekir. Buna göre, sigortacının prim, sigortalının da tazminat alması caiz değildir.
İkinci görüşe göre; Elementer (Hayat ve BES hariç Sigortalar diğer bir deyişle Ticari Sigortlar) sigortalar esas itibariyle caiz olmakla birlikte, hayat sigortası caiz değildir ve dinen hoş değildir. Ayrıca Ticari Sigortalar faiz esasına dayanıyorsa caiz değildir.
Üçüncü görüşe göre; sigortayı yasaklayan kesin bir nass bulunmadığından, faiz karışmaması ve genel ahlaka aykırı olmaması şartıyla sigortanın bütün çeşitleri caizdir. Zira akitlerde asıl olan, yasaklayıcı bir nass bulunmadığında helal olmasıdır.
1.2. Bireysel Emeklilik Sözleşmelerinde İcazet
Biresysel Emeklilik Sistemi (BES) kişilerin aktif çalışma hayatları boyunca yapacakları birikimlerin değerlendirilmesine dayanarak emeklilik günlerinde yaşam standartlarını sürdürebilecekleri ek bir gelir/kaynak yaratmaya yönelik bir üründür. Diğer sigortalar gibi risk teminatı içermemektedir.
Faizsiz Sistemde Emeklilik:
Faizsiz sistemde emeklilik faizli sistemde öngörülen sakıncaların giderilmesi esasına dayanmaktadır. Yani kişilerin yatırmış oldukları katkı paylarını emeklilik şirketleri faizsiz enstürmanlarda değerlendirerek bir nevi toplanan fonları helal kazanç sağlamasına vesile olması sonucu elde edilecek kar veya zararın katılımcının fonuna dahil edilmesi suretiyle yapılmalıdır. Gerek bireysel emeklilikteki vergi avantajları ve gerekse emeklilik şirketlerinin yatırım araçlarını profesyonel davranacak olması zarar riskini minimuma indirmektedir.
Yatırılan katkı paylarının dinen helal olan alanlarda değerlendirilmesi durumunda, bu tür birikimli hayat sigortası yaptırmak ve bireysel emeklilik tasaruf ve yatırım sistemine dahil olmak ve bunların verdiği kar paylarını almak caiz; helal olmayan alanlarda nemalandırılması halinde caiz değildir.
Bu konuda Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın görüşü şöyledir;
(1-) Devlet değil ticari şirketler BES’i yönetmelidir.
(2-) Sisteme dahil olanlar, paralarını belli bir süre BES’i yöneten şirkete verirler. Burada amaçları, ileri bir tarihte verdiklerinden daha fazlasını alabilmektir.İslam’a göre meşru olan (ya da meşru olduğuna dair görüş bulunan) yatırım araçlarına para yatırmak ve buradan doğacak kar veya zarara ortak olmak değildir.
(3-) Şirket bu parayı faizli faizsiz , helal haram her türlü finansal araçta değerlendirir.Dolayısıyla faizli faizsiz helal haram ayrımı yapmayan bireysel emeklilik sistemlerine yatırım yapmak din açısından meşru görülmemiştir.
“Eğer Emeklilik şirketlerinin İslam’a göre caiz olan fonlara yatırım yapması ve yönetmesi karı veya zararı müşteriye ait fonu yönetme karşılığında da bir ücret alması “ soruluyorsa elbette caiz olur.”
“Bes yaptıran vatandaşlara yönelik devlet katkısı da devletin tasarruf yapan vatandaşlarına hibesidir ve meşrudur.”
2. TEKAFÜL (KATILIM SİGORTACILIĞI)
“Tekâfül, “dayanışma” anlamına gelmekte olup, Arapça kökenli bir kelime olan kefaletten türemiştir. İslam dünyasında çeşitli ülkelerde, farklı yorumlarla uygulanmaktadır. Bu yorumlar birbirinden oldukça değişkenlik gösterebilmekle birlikte, genellikle aşağıdaki ilkelerden en azından bir kısmına uymaktadır.”
• Kâr amacı gütmeyen sigortalıların bir araya geldiği sigortacılık.
• Sigorta şirketinin biriktirdiği fonların faiz dışı yatırım araçlarında değerlendirilmesi.
86 İshak Emin AKTEPE, Sorularla Katılım Bankacılığı, TKBB Yayın No:4., İstanbul, 2014, ss.138-140
• Hasar ve sorumlulukların katılımcıların paylarına göre bölündüğü bir toplumsal sigorta havuzu modeli.
“Tekâfül Sisteminin amacı belirli bir risk grubundaki bireyleri bir araya getirerek karşılaşılan tehlikelerde zararı en aza indirmek ve hasarlarının telafisini sağlamaktır. Bu sistemde, amaç kâr elde etmek değil, bir riskin bir diğeri hesabına üstlenilmesi prensibi ile müşterek garantinin sağlanmasıdır. Klasik sigortanın İslam hukuku açısından caiz sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Buna karşılık, İslam kültürünün kendi toplumsal güvence sistemi olan tekâfül, İslami hukukuna uygundur.”
2.1. Tekafül Sigorta Çalışma Sistemi “Tekafül Sigorta (takaful insurance), katılımcıların gönüllü katkı (teberru) ve karşılıklı yardımlaşma (teavün) esasları ile bir araya gelmesine dayanır. Katılımcılar belirli bir risk için ödedikleri paralarla bir birikim fonu oluştururlar. Bu fon, riskin meydana gelmesi durumunda ilgili katılımcıya zararının karşılanması için finansman sağlar. Fondaki para miktarını yetersiz kalması durumunda, katılımcılardan ilave para alınır. Eğer fondaki para fazla gelirse, bu miktar katılımcılara iade edilir. Tekâfül sigortada, katılımcılardan alınan paralarla oluşan fon ile tekafül sigorta şirketinin sermayederlerinin paralarını yansıtan fonlar ayrı ayrı tutulur. Ayrıca, tekafül sigorta şirketi tarafından İslami şartların dışında bir finansal yatırım yapılmaması gerekir.Bu çalışma mantığı sebebi ile tekafül sigortanın, mütüel sigorta ya da kooperatif sigorta denilen sigortacılık türü ile çok benzer olduğu söylenebilir.”
Tekafül sigortanın aşağıdaki unsurları içermemesi gereklidir.

• Faiz (riba)

• Aşırı risk alma (maisir)

• Sözleşmede belirsiz ya da net olmayan hususlar (gharar)

• İslami olarak uygun olmadığı düşünülen yatırımlar (haram)
2.2. Tekafül Sigorta Türleri
Tekafül esasına dayanan temede üç sigortacılık modeli bulunmaktadır.
2.2.1. Mudarebe Modeli

mudarebe-modeli
“Müdarebe, Taraflardan birinin sermayesini, diğerinin ise emeğini ortaya koyarak oluşturdukları emek-sermaye (ülkemizdeki yaygın kullanımıyla kâr – zarar) ortaklığıdır. Müdarebe kavramında anahtar düşünce, biri sermaye, diğeri bilgi sahibi olan iki tarafın bir araya gelerek bir projeyi gerçekleştirmeleridir. Özellikle Malezya, Endonezya gibi uzak doğu ülkelerinde benimsenen bir modeldir.”
“Sermayesini ortaya koyan tarafa “rabbül-mal”, işletmeciye ise “mudarib” denir.”90 Bu modelde girişimci sermayesini, önceden anlaşılan kar paylaşım oranına göre yatırım yapması amacıyla işletmeciye verir. Verdiği sermayenin hangi alanlara yatırım yapılacağına karışmaz. Çünkü girişimci en başta işletmecinin bilgi ve yeteneğine güvenerek bu ortaklığa girmektedir. Her iki taraf içinde oransal kâr paylaşımı olduğundan girişimci sermayeyi en verimli şekilde kullanarak (tıpkı kendi sermayesi gibi) en yüksek oranda geliri, dolayısıyla kendi payına düşenoranda karı artırmaya çalışır. İşletmeci yani sigorta şirketi başka bir gelir kaynağı olmayacağı için en uygun yatırımlara yönelecekve riski kabul edilebilir seviyede tutacaktır. Böylece varlığını devam ettirebilecektir. Ticaretin en doğal sonuçlarından biri olarak her yatırım kâr ile sonuçlanmayabilir. Bu durumda risk sermayedara ait olup emek ve uzmanlığının bir yararını görememiş olan mudaribe ayrıca bir maliyet yüklenmez.
“Genellikle kendi sermayesiyle kurulan Tekâfül (İslâmî Sigorta) şirketi sigorta poliçesi kesmeye başladıkça iştirakçilerden topladığı teberruları (prim) havuzda biriktirmeye başlar. Poliçe kesim aşamasında, dönem sonunda havuzda herhangi bir artı değer kalması halinde bu değerin hangi oranda paylaşılacağı hususunun belli olması gerekmektedir. Mesela %50 şirkete %50 poliçe sahiplerine veya %70şirkete %30 poliçe sahiplerine gibi bir bildirimin katılımcıya tebliğ edilmesi şarttır. Mudarebe modelinde şirket toplanan primlerin işletilmesinden ve idaresinden sorumlu bir müteşebbis gibi hareket etmektedir. İşletilen havuza ait meblağdan elde edilen kazanç da şirket ve havuz arasında önceden belirlenmiş bir oran dahilinde paylaştırılır. Bazı Tekâfül (İslâmî Sigorta) şirketleri uygulamalarında “performans ücreti” adı altında bir üçüncü gelir kapısı da var olmakla birlikte bu gelirin caiz olup olmadığı hususu tartışmalıdır. Dönem içerisinde oluşan direkt ve dolaylı hasar giderleri ile retekâfül/reasürans giderleri katılımcı havuzundan karşılanmakta, diğer giderler ise şirketin kendi sermayesi tarafından üstlenilmektedir. Yine bu hususta da bazı şirketler diğer masraflarını da (kira, maaş vs) katılımcı havuzundan karşılamakta olup bu uygulama da tartışmalıdır.”
2.2.2. Wakalah Modeli
“Model daha çok Arap ülkelerinde uygulanır. Modelin temel ilkesi şirketin poliçe sahibinin vekili gibi hareket etmesidir. Tekafül şirketi, havuza ait tüm işlemleri önceden belirlenmiş bir ücret mukabilinde yerine getirmektir. Şayet bu işlemlerden şirket pay almıyorsa bu sistem “Ücretsiz Vekalet” adı verilir”.
“Modelde takaful operatörü poliçe sahiplerinin vekili veya temsilcisi olarak hareket eder. Kendi basına mütalaa edildiginde sahip oldugu yetkiyle operatöre bilinen bir ücret yetkisi verilir. Bu yetki belirlenen tüm prensipler adına operasyonel masrafları kapsar.”
Modelde, Katılım Sigortası Operatörü vekil, Katılımcı ise vekâlet veren olarak yer almaktadır. Katılım Sigortası Operatörü, katılım sigortası faaliyetleri ve yatırım faaliyetleri olmak üzere iki temel görev üstlenir. Katılım Sigortası Operatörü, katılım miktarı üzerinden alacağı, faaliyetleri ile ilgili masraflarını karşılayacak bir ücret belirler. Vekil Ücreti, önceden kararlaştırılmalı ve katılım sigortası antlaşmasında açıkça belirtilmelidir. Katılım Sigortası Operatörü ayrıca performansına bağlı olarak, Katılım Sigortası faaliyetleri karından ve fonun yatırım gelirlerinden bir Performans Payı elde eder. Bu pay önceden kararlaştırılmalı ve katılım sigortası antlaşmasında açıkça belirtilmelidir. Katılım Sigortası faaliyetleri sonucunda katılımcı fonunda herhangi bir zarar oluşması durumunda, Katılım Sigortası Operatörü, Karz-ı Hasen sağlamak durumundadır.
2.2.3. Hibrit Model (Mudarebe ve Wakalah)
Melez bir model olarak hem kar paylaşımı hem de Wakalah modelinin bileşenlerini içeren karma bir yapıya sahiptir. Cari yıl sonunda kar olmasa bile vakalah modilendeki gibi tekafül operatörü (Şirket) belirlenen oranda yönetim ücretini alır, eğer kar olursa artı olarak mudarebe modelindeki gibi kardan da belirlenen oranda payını almaktadır.
2.2.4. Vekâlet-Vakıf Model
Türkçede kullanılan vakıf kelimesine karşılık gelen bu kavram Hz. Muhammed (SAV) döneminde malların vakıflara bağışlanması ile fakirlere, cami personeline, dini okullara, öksüz ve yetimlere, hastanelere ve Mekke ve Medine şehirlerinin bakımında kullanılmaktaydı. Günümüze kadar pek çok vakıf, çeşitli formlarda zamanın ihtiyaçlarına göre kurularak ya bu ihtiyaçlardan bir kaçını veya tamamını gidermeye, ya da bazı bölgelerde çeşitli hizmetlerde yoğunlaşarak faaliyetlerde bulunmuştur. Vakıf köken olarak Arapça bir kelime olup, sözcük anlamı itibariyle terk etmek, alıkoymak, tahsis etmek ve durdurmak gibi anlamlar ifade etmektedir. Vakıf modeli Tekâfül sigortacılık sisteminde bu anlamıyla kullanılmaktadır. Tekâfül Sigorta şirketi sermayedarları da bir miktar paralarını yatırım amaçlı olarak vakıf fonlarına aktarmakta ve Vekâlet-Acente modelinde olduğu gibi öncelikli işletmecilik ücretlerini, daha sonra elde edilen kârdan kendi paylarına düşen gelirleri alırlar Vakıf Tekâfül sisteminde vakıf fonları çok güvenli İslami kurallara uygun yatırımlarda kullanılmalı ve elde edilen gelir katılımcıların faydasına kullanılmalıdır. Fonda şirket sermayedarlarının paylarının olması, yatırım sonucu elde edilecek kârın önemini daha da artırmaktadır. Zira Vekâlet-Acente modelinde elde edilen gelir bir performans primi niteliğinde iken Vekâlet Vakıf modelinde elde edilecek gelir sermaye kârlılığı olarak değerlendirilecektir. Sermayedar koyduğu sermayenin kârının yüksek olmasını isteyecek buna uygun riski düşük yatırımlar yapmaya çalışacaktır. Bu sistem katılımcılar açısından ise sermayedarın kendi parasını koyması ile daha güvenilir bir hal alacaktır. Gerek Müdarebe gerekse Vekâlet-Acente modellerinde sigorta şirketinin kârlılığı performansına bu kadar bağlı değildir. Vakıf Tekâfül modeli özellikle Pakistan ve Güney Afrika‟da uygulanmaktadır.97
2.3. Tekafülün Klasik Sigortadan Farkı “İslami sigorta” olarak adlandırılabilecek tekafül ile normal sigorta şirketleri arasında güvence sunma açısından aslında büyük benzerlik bulunmaktadır. Bu itibarla tekafül sigorta şirketlerini, mütüel (kooperatif) sigorta şirketlerine ya da vakıf sandıklarına benzetmek mümkündür. Tekafül sigortanın normal sigortadan temel farkı, bir takım dini kurallara uygun şekilde risk paylaşımı yapılması ve faizsiz bankacılık yatırım esasları ile fonların yönetilmesine önem vermesidir. Tekafül sigortada ayrıca, tekafül şirketi kar elde etmesi durumunda katılımcılarına bundan pay da verebiliyor. Teknik açıdan bakıldığında ise aslında klasik anlamda bir sigorta şirketi ile bir tekafül sigorta şirketi oldukça benzer bir yapı göstermektedir. Uygulamadki farkları ise bir tabloda göstermek daha anlaşılır olacaktır.
Tablo 5: Klasik ve Tekafül Sigorta Sistemi Karşılaştırması Klasik Sigorta Tekafül Sigorta Ticari faktörler esastır Karşılıklı dayanışma esaslıdır
Şirketin sahibi sermayedarlar
Şirketin sahibi katılımcılar Sigortacıya risk transferi Karşılıklı risk paylaşımı
Kazanç şirkete ya da sermayedarlara
Kazanç şirkete ve katılımcılar Yatırımlar için kısıtlama yok Yatırımlar İslami kurallara gore Faizsiz enstürmanlarda değerlendirilir.
Klasik Sigortalar ,Faiz, Kumar ve Şüphe içerir.
Tekâfül’de Faiz,Kumar ve Şüphe yoktur. Teminatın konusunun islami usule uygun olmasına dikkat edilir. Klasik Sigorta Şirketleri,sadece mevcut yasalara tabidirler Tekâfül Şirketleri, mevcut yasaların yanı sıra Şeriat Denetleme Kuruluna tabidir.
Açık durumunda Klasik Sigorta Şirketi riskleri üstlenir.
Katılımcının bir açığı olması durumunda Tekâfül Fonunu Yöneten Tekâfül Operatörü (Vekil) katılımcıya faizsiz borç (Karz-ı Hasen) sağlar. Klasik Sigorta şirketlerinde Reasürans Şirketlerinin İslami prensiplerle çalışması zorunlu değildir. Tekâfül Şirketleri, İslami Prensiplerle çalışan ReTekâfül şirketleri ile çalışır.
2.4.Dünyada ve Türkiye’deTekafül
2.4.1. Dünyada Tekafül
Tekâfül Sigorta sistemi, özellikle Müslüman nüfusunun yoğun yaşadığı başta Arap bölgeleri olmak üzere Malezya, Endonezya gibi Uzak Doğu ülkelerinde görülmektedir. Tekafül sigortacılık uygulamaları 1979 yılında Sudan da başlamıştır. İlk kurulan şirket İslamic Insurance Co. Ltd. olmuştur. İlk kurulan şirket Sudan da olmasına rağmen Suudi Arabistan da tekafül şirketleri daha hızlı bir gelişim kaydetmiş ve en büyük tekafül piyasası konumuna gelmiştir. Sektördeki prim üretimi yaklaşık 2,9 milyon USD dir. Bunu Malezya ve Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya ve Bangladeş izlemiştir. Son yıllarda özellikle Ortadoğu’da tekafül sigorta şirketlerinin sayısı artmaktadır. Tekafül sigortası sunan bu şirketlerin bir kısmı sadece tekafül odaklı sigorta şirketleri iken, bazıları ise klasik anlamda sigorta ürünlerinin yanı sıra tekafül ürünlerinide sunmaktadır. 1985 yılında kurulan Takaful Malaysia sadece tekafül sigortacılığı için oluşturulmuş bir şirkettir. Malezya’da kurulan bu şirket bankalar iştirakiyle kurulmuş şirket yapısındadır. Malezya hükümeti de Tekafül Sigorta sistemini desteklemektedir. 2016 yılına kadar vergi muafiyeti uygulayacağını belirtmiştir. Diğer taraftan, tekafül sistemi İngiltere, Belçika, İsviçre, Lüksemburg gibi birçok Avrupa ülkesinde uygulanmaktadır. Bahreyn’de faaliyette bulunan Allianz Takaful ise ünlü Alman sigorta şirketleri grubu Allianz’ın tekafül hizmeti sunan bir şirketidir. Benzer şekilde, meşhur reasürans şirketi Swiss Re’nin retekafül hizmeti sunan Swiss Retakaful isimli bir uydu firması bulunmaktadır. Ancak Tekafül sirketlerinin, katılımcılarının zararlarını yüksek oranda karşılama talepleri riskine karşı, tekafül şirketlerine koruma sağlamaya yönelik olup, retekafül’ün yaygın bir uygulaması bulunmamaktadır. Küresel tekafül primleri 2009 yılında 7 milyar USD’de ike 2014 sonu itibariyle 14 milyar USD’ye ulaşmıştır.”
Tekafül sistemi özellikle son yıllarda dünyada etkisini arttırmakta ve tahminlere göre 2016 sonunda küresel olarak 18.5 milyar USD’ye ulaşması beklenmektedir.
Grafik 11: Tekafül Sigortacılığının 2016 yılında ulaşacağı tahmini üretim
2.4.2. Türkiye’de Tekafül Ülkemizde mevcut durum itibarıyle; Elementer Sigortacılık alanında Tekafül Sigortacılığı yapan Neova Sigorta ile islami usule uygun hassasiyetleri gözeterek sigortacılık yapmaya özen gösteren Işık sigorta, Hayat ve BES türlerinde ise Asya Emeklilik ve Katılım Emeklilik Şirketleri bulunmaktadır.99 2011 yılında ilk kurulan Kooperatif Sigorta şirketi Koru Sigorta’dan sonra 2014 yılında kurulan Doğa sigorta Mayıs 2015 itibariyle Tekafül sigortacılığı için bir pencere açacağını duyurmuştur.100 Ayrıca, Devlet özel Katılım Bankalarının yanına kamu Katılım Bankaları da kuracağını duyurmuş ve çalışmalar başlamıştır. En son Zıraat Katılım Bankasının 29 Mayıs 2015 tarihinde faaliyetine başlayacağını sonrasında Vakıf Katılım Bankası ile Halk Katılım Bankası’nın kurulacağını 18 mayıs 2015 tarihinde Başbakan Yardımcısı Sn. Ali BABACAN tarafından duyurulmuştur.101 Bu da şu demek oluyor ki; Bu bankaların iştirakları olan sigorta şirketlerinin önümüzdeki dönemlerde sırayla Tekafül Sigortacılığı için faaliyetlere başlayacağı anlamına gelmektedir. Ülkemizde Tekafül Sigortacılığını uygulayan Şirketleri kısaca inceliyecek olursak;
2.4.2.1. Neova Sigorta
Ülkemizde ilk defa 2009 yılında tekâful sigorta sistemi ele alınmış ve Kuveyt menşeili Kuwait Finance House (KFH) Grubu bu konuda girişimlerde bulunarak, şu an tek tekâfül sigortacılığı örneği olarak ülkemizdeki tek elementer şirkettir. 10 bölge Müdürlüğü ve banka kanalı 785, Banka hariç 1017 toplam 1.802 adet acentesi bulunmaktadır.
Neova Sigorta, Kuwait Finance House Grubu iştirakidir. Ortaklık yapısı şöyledir;

Neova Sigorta, üretime 2010 yılında başlamıştır. 2014 Aralık sonu itibariyle 380.333.095.-TL prim üretmiş olup toplam sektör hayat dışı prim üretiminden %1.67 pay alarak bir önceki almış olduğu %1.23’lük payı arttırmayı başarmıştır. Neova Sigorta, Tekafül Modeli olarak, teknik İşlemlerde ücretsiz vekâlet, Mali işlemlerde ise ücretli vekalet modelini kullanmaktadır.
Bir Sigorta Şirketinin tam anlamıyla Tekafül modelini uygulayabilmesi için;
• Şirketin bir sermaye şirketi olmayıp katılımcı ortaklı olması,
• Karşılıklı risk paylaşımı yapılması gerektiği, risk paylaşılmalı
• Mutlaka Kar/zarar paylaşımı yapılması
• Sadece Retakafül Şirketleri ile çalışması
Gerekmektedir.
2014 yılında çalışmış olduğu reasürans şirketleri incelendiğinde konvansiyonel sistemde çalışan reasürans şirketlerinin de olduğu görülmektedir. Ancak dünyada retakafül piyasası henüz istenen seviyede olmadığı gibi kaldı ki ülkemizde reasürans şirketi olarak sadece Milli reasürans bulunmakta ve retakafül hizmeti henüz vermemektedir.
Bir diğer önemli husuta müşterilerden tahsil edilen primlerin oluşturduğu fon havuzunun cari yıllar sonunda kar ve zarara göre katılımcıların ödemiş olduğu poliçe primleri oranında paylaşılmasıdır. 2012 ve öncesi dönemde şirket zarar açıklamış olup bunu sermayedarlar kanalıyla karşılamıştır. (Karz-ı Hasen) Son iki bilanço dönemimde kar açıkladı ancak geçmiş yıllar zararlarını henüz kapatamadığı için katılımcılar ile kar paylaşımı yapmamıştır. 2014 yılı için şirketin böyle bir beklentisi vardı ve basında da bu yönde açıklamaları olmuş sektörde beklentiye girmişti.103 Bu şartlar altında ve 2.3. “Tekafülün Klasik Sigortadan Farkı” başlıkla paragrafta belirttiğim maddeler incelendiğinde Neova Sigortanın bulunan Tekafül Sigortacılık sistemine en yakınını yapmaya gayret gösterdiği söylenebilir. 2.4.2.2. Işık Sigorta Işık Sigorta, 1995 yılında 200.000 TL ödenmiş sermaye ile kurulmuştur. Kuruluşunun ilk gününden itibaren sigorta bilincinin daha geniş kitleler tarafından algılanmasını, böylece sektörün büyümesine katkıda bulunmayı ve fayda yaratmayı bir misyon olarak benimsemiştir. Devam eden yıllarda sermaye artırımına gidilerek en son olarak 2008 yılında yapılan Olağan Genel Kurul toplantısında şirketin sermayesi 60.000.000.-TL’ ye çıkarılmıştır. Bu arada Bank Asya hisse oranının %67,52’ ye çıkması şirketi daha da güçlendiren başka bir unsur olmuştur. Işık Sigorta 30.06.2013 tarihi itibariyle yurt çapında 561 yetkili acente, Asya Katılım Bankası Genel Müdürlük ve 264 şube, Albaraka Türk Katılım Bankası Genel Müdürlük ve 137 şube, Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürlük ve 241 şube, Anadolubank Genel Müdürlük ve 112 şube ve Aktifbank Genel Müdürlüğü olmak üzere toplam 1302 noktada müşterilerine hizmet vermektedir. Müşterilerine ve acentelerine daha kolay hizmet verebilmek ve ulaşılabilirliği sağlamak amacıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Antalya’ da Bölge Müdürlükleri, Bursa ve Trabzon’ da Bölge Temsilcilikleri bulunan şirketimizde 161 personel çalışmaktadır.
Işık Sigorta, üretime 1995 yılında başlamıştır. 2014 Aralık sonu itibariyle 164.437.464.-TL prim üretmiş olup toplam sektör hayat dışı prim üretiminden %0.72 pay alarak bir önceki almış olduğu %0.88’lik üretim payını düşürmüştür. Bu oranın düşmesindeki en büyük sebep %67.62 pay oranıyla ana ortağı olan Bank Asya’nın 2014 yılında bankacılık sektöründe yaşamış olduğu sıkıntıdan kaynaklanmaktadır.
Işık Sigorta Neova Sigorta gibi Tekafül sigortacılığı yapmamakla birlikte teminat verdiği sektörler ve müşterilerden tahsil ettiği primleri faizsiz enstürmanlarda değerlendirerek Tekafül Sigortacılığı prensiplerine uygun hassasiyet göstermektedir. Bu anlamda Neova Sigorta’dan ayıran en önmeli unsur cari yıllar sonunda katılımcılara kar paylaşımı yapacağını taahüüt etmemesi kalmaktadır.
Tablo 9: Işık Sigorta’nın 2014 yılında çalışmış olduğu Reasürans ve Retakfül Şirketleri
Ülkemizdeki Hayat ve Emeklilik branşında faaliyet gösteren ilk faizsiz Emeklilik şirketi olmuştur. Fon işletim ve yönetimi açısından bakılırsa Garanti Emeklilik Türkiye Finans için, Anadolu Emeklilik Albaraka Türk için, Vakıf Emeklilik ise Kuveyt Türk için zaten faizisz enstürmanları içeren BES fonları oluşturmuş ve bu konuda Katılım bankacılığı prensiplerine uygun BES ürün hizmetine başlamışlardı.
Tablo 10: Asya Emeklilik Ortaklık Yapısı
Katılım Emeklilik ve Hayat A.Ş. 27.11.2013 tarihinde 18631 sayılı yazıyla Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü’nden gelen izin doğrultusunda ve 13.12.2013 tarihinde 8659 sayılı yazıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan gelen izin doğrultusunda 17.12.2013 tarihinde kurularak ticaret siciline tescilini gerçekleştirmiştir, 23.12.2013 tarihli 8470 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi ile de ilan olunmuştur. Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. ve Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. güç birliğinden doğmuştur.

Tablo 11: Katılım Emeklilik Ortaklık Yapısı
Kaynak: https://www.katilimemeklilik.com.tr/hakkimizda.aspx?pageID=162(15-04-2015) 2.4.2.5. Faizsiz BES Şirketlerinin Sektör Karşılatırması BES sektör verileri incelendiğinde faizsiz emeklilik sistemin daha yolun başında olduğu gözükmektedir. Bu bağlamda düşünüldüğünde faizsiz BES hasasiyeti olan müşterilerin sisteme katılması için faizsiz BES sisteminin Katılım bankaları aracılığı ile müşterilerine çok iyi anlatılması gerekmektedir. Gidilecek çok yolun olduğu aşikar olmakla beraber Asya Emekliliğin Bes adet büyüklüğünde üretime başladığı 2012 yılından bu tarafa %3.8 pay alması küçümsenmeyecek önemli bir detay olarak gözükmektedir. Sektör verilerini inceleyecek olursak; 107 Tablo 12: Faizsiz BES Şirketlerinin Sektör Karşılaştırması BES SEKTÖR ADET ve FON BÜYÜKLÜĞÜ KARŞILAŞTIRMA TABLOSU

Faizsiz Sigorta Sisteminde Yatırım Araçları İslami usule uygun sigortacılıkta yatırım yapılabilecek faizsiz enstürmanlar aşağıdaki gibidir.
• Katılım bankalarında açılacak katılma hesapları
• Katılım endeksine uygun hisse senetleri
• Altın ve kıymetli madenler
• Faizsiz menkul kıymet yatırım fonları
• Döviz
• Türkiye’de veya yurtdışında ihraç edilen sukuk, kira sertifikası vb. faizsiz borçlanma araçları
2.4.4. Türkiye’deki Yasal Alt Yapı Tekafül Sigortacılığı Uygulanabilirliği
Tekâfül Sigorta sistemini kurulması için, teorik olarak belirli bir sermaye gerekli değildir. Ancak 5684 Sayılı Sigortacılık Yasasına istinaden tekâfül sigortacılığının yapılabilmesi şirketler ya anonim şirket yada kooperatif şeklinde örgütlenebilmektedir. Bu da dolayısı ile minimum sermayeyi yasal olarak zorunlu kılmaktadır.
Tekâfül sisteminde kâr iadesinin yapılabilmesi için ihtiyaç olan hesap kodunun, Ağustos 2007 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan bir Yönetmelik ile uygun muhasebe hesap planı oluşturulmuştur.Tekâfül için önemli ön şartlardan birisi de faizle iştigal etmemek ve primlerin faizde değerlendirilmemesidir. Ancak 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nda Hazine Müsteşarlığı nezdinde şirketlerin bankalarda teminat tesislerini zorunlu kılınmıştı. Bu da ister istemez sigorta şirketleri için faiz geliri demekti. Özel finans kurumlarının, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu ile “Katılım Bankaları” hüviyetini almaları da bu engeli ortadan kaldırmıştır.
3. KATILIM BANKACILIĞI FAİZSİZ FİNANS ÇALIŞTAY RAPORU
21-23 Aralık 2013 Ankara
21-23 Aralık 2013 tarihinde Kızılcahamam’da yapılan “Katılım Bankacılığı ve Faizsiz Finans Çalıştay” ında toplam dokuz masada Faizsiz Finans ürünlerinin yaygınlaştırılması ve geliştirlmesi için ihtiyaçlar belirlenmiş ve hükümete öneriler rapor halinde sunulmuştur. Bu dokuz masadan biride “Sigortacılık ve BES Masası” olmuş ve alınan karar ve hükümete öneriler şöyle olmuştur.
4.3. Sigortacılık ve Bes Masası
3.1.1. Masanın Amacı
Dünyada değişik uygulamaları olan “tekafül”ün kullanımının yaygınlaştırılmasının hem ülkemizde yeni oluşmaya başlayan katılım sigortacılığının gelişiminde hem de sigortasız kitleye ulaşılmasında bir katkı sağlayacağı yaklaşımı çerçevesinde Türkiye için bir yol haritası oluşturmaktır.
3.1.2. Alınan Karar ve Hükümete Öneriler
“Tekafül” ifadesi yerine uygulayıcılar tarafından “Katılım Sigortacılığı” ifadesinin kullanılması ve yaygınlaştırılması fikri benimsenmiştir. Mevcut mevzuat bakımından katılım sigortacılığı yapılmasında bir engel bulunmadığı ancak, katılım sigortacılığının tanımlanması amacıyla meri mevzuatta yer alan ikramiye ve indirim karşılığı rezervinin açıklanması ve detaylandırılmasının uygun olacağı görüşülmüştür. Mevcut alternatif enstrümanların zenginleştirilmesi ve katılım sigortacılığı ile bireysel emeklilik sistemi ihtiyaçları çerçevesinde kaynak çeşitlendirilmesine gidilmesi ve likiditenin artırılması, bununla birlikte ulusal ve uluslar arası koordinasyonun sağlanması ve bu alanda kurumsallaşmayı teminen dernekleşmeye gidilmesi kararlaştırılmıştır.
Dünyada değişik uygulamaları olan “tekafül”ün (katılım sigortacılığı) kullanımının yaygınlaştırılmasının hem ülkemizde yeni oluşmaya başlayan katılım sigortacılığının gelişiminde hem de sigortasız kitleye ulaşılmasında bir katkı sağlayacağı yaklaşımı çerçevesinde farkındalık yaratarak, düzenleme altyapısı oluşturmaktır.
3.1.3. Çalşıtay Sonuç Raporuna Göre Hükümetin Eylem Planı
Kalkınma Bakanlığı 20-21 Şubat tarihli İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Program Eylem Planı Taslağı’na göre aşağıdaki kararlar alınmıştır.
(1-) Sigortacılık Kanununun 16 ncı maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “ikramiyeler ve indirim karşılığı” ifadesinin tanımlanması yoluyla bir mevzuat çalışması yapılacak, böylece katılım sigortacılığına yasal düzenlemede bir kimlik kazandıralıcaktır.
Mevcut yasal düzenlemeler katılım sigortacılığı yapılmasına engel teşkil etmemekle birlikte, katılım sigortacılığının tanımlanması ile birlikte yurt içi ya da yurt dışı yatırımcıların yasal düzenlemede bir iz görmeleri hem güven tesis etmesi
109 Kalkınma Bakanlığı 20-21 Şubat tarihli İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Program Eylem Planı Taslağı hem de yol gösterici olması açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla, düzenleme değişikliği yapılacaktır.
(2-) Milli Reasürans T.A.Ş.’nin retekafül yapabilme imkanı araştırılacak olup, nihai hedef olarak bir retekafül şirketi kurulması sağlanacaktır. Halihazırda Türkiye’de faaliyet gösteren herhangi bir retekafül şirketi olmadığından, mevcut reasürans şirketlerinden bu hizmet alınmaktadır. AAOIFI tarafından yayımlanan “İslami Reasürans” başlıklı İslami Standart 41’de geleneksel reasürans şirketleriyle reasürans işlemi yapılması haram olarak kabul edilmekte olup, sadece zaruret sayılabilecek derecede genel ihtiyaç söz konusu ise geçici olarak yapılabileceği belirtilmektedir. Bu doğrultuda kullanıcılar tarafından retekafül hizmetinin alındığı şirketin konvansiyonel şirket olması hususu sorgulanmakta ve bu sebeple çoğu zaman sigorta yaptırmaktan vazgeçilmektedir. Mevcut retekafül şirketlerinin katılım sigortası şirketleri için kapasitelerinin yetmediği değerlendirilmektedir. Mevcut açığı fırsata çevirmek ve ülkemiz modelini oluşturmak için retekafülün Küresel İslami Finans Merkezi nezdinde çalışılması gereken alanların başında geldiği ve uluslararası finans merkezi olma amacının bir parçası olarak görülmesi gerektiği düşünülmektedir. Nihai hedef Türkiye’de bir retekafül şirketinin kurulması olmakla birlikte, bu amaca ulaşana kadar Milli Reasürans T.A.Ş.’nin retekafül yapabilme imkanı araştırılacaktır.
(3-) Türkiye Katılım Bankaları Birliği tarafından tanıtım ve reklam çalışmaları yapılacak, bu kapsamda, ödüllü makale yarışmaları düzenlenecek, bilimsel çalışmalar desteklenecektir.
Hassasiyetlerinden dolayı sigorta yaptırmayan ya da katılım sigortacılığı konusunda bilgi sahibi olmayan kesime ulaşılabilmesi adına tanıtım için reklam çalışmaları yapılacaktır. Ayrıca, makale yarışması gibi faaliyetlerle konu hakkında bilimsel anlamda belirli bir altyapı oluşturulmaya çalışılacaktır.
4. TEKAFÜL VE KOOPERATİF SİGORTACILIĞI
Tekafül ve Kooperatif Sigortacılığının birbirleriyle olan uyumu üzerine yapmış olduğum araştırmalarda bu konuda çalışma ve tespitleri olan Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi sayın Yusuf ÜSTÜN ile tanışma ve sohbet etme fırsatı buldum. Bu bölümde kendisinden aldığım bilgileri derleyerek ortaya koymuş olduğu tespitlere yer vereceğim.
Sigortacılık, kişi veya kurumların sahip oldukları değerleri olası risklere karşı teminat altına almak için kullanılan bir güvence sistemidir. Bu sistemin arkasında Reasürans (Sigorta Şirketlerinin Sigortası) sistemi çalışmaktadır. Bu sayede sigorta şirketleri de kendilerini üzerlerinde kalan riskleri dağıtarak kendilerini teminat altına almaktadırlar. Böylece riskler tüm dünya üzerine yayılarak, çok uluslu bir güvence sistemi halini almaktadır. Klasik Sigortacılığın karşılıklı tazmin esasına dayanan tekniği üç ana ihtiyacı gerekli kılmakta ve sistemin sağlıklı çalışması bunlara dayanmaktadır;
• Sigortalıların karşılıklı olarak yardımlaşması,
• Kaza ve tehlikelerin birbirleri ile yer değiştirebilmeleri,
• Sonuçların ve tüm verilerin çok ciddi bir biçimde takip edilerek yönlendirici istatistiklerin tutulması.
Yukarıdaki esaslar üzerine çalışan sigorta şirketleri ise iki ana grupta toplanırlar;
• Karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına dayanan sigorta şirketleri (mütüel şirketler, kooperatif şirketler)
• Belirlenmiş bir prim karşılığı sigorta faaliyeti gösteren sigorta şirketleri.
Bahsedilen sistemlerin toplumun tüm kesimlerince anlaşılıp kabul edilmesi ve kullanılması zaman içinde bazı tereddütlere yol açmış, sistemin İslami açıdan caiz olup olmadığına dair soru işaretlerine sebep olmuştur.
Konu İslam Hukuku açısından değerlendirildiğinde, İslam hukukuna en uygun ve caiz sistemin karşılıklılık esasına dayalı kooperatif sigortacılığının uygunluğu konusunda görüşler ortaya çıkmıştır.
4.1 Karşılıklılık Esasına Dayanan Sigorta Şirketleri
Kişilerin belirli bir ücret ödeyerek sisteme üye olmaları yoluyla kurulur. Üyelerden herhangi birisi, herhangi bir riske maruz kalırsa, toplanan fonlardan onun zararı ödenir.
Toplanan fonlarınn zararların tazmini için yeterli gelmemesi halinde, fonun arttırılması yoluna gidilir. Hasar tazminatları ödendikten sonra artan olursa ya üyelere iade edilir, ya da gelecek için saklanır.
4.2 Belirlenmiş Bir Prim Karşılığı Sigorta Şirketleri
Klasik sigortacılık sistemidir. Sigortanın özünde yer alan yardımlaşma olgusunun yanında kar gayesi ve karşılık unsurları da bulunmaktadır. Bu sigortada riska meydana gelince şirketin ödediği tazminat ile sigortalılardan topladığı primler ile ödemesi gerçekleşmektedir. Aslında gerçekte zarar görene tazminatı, şirket nezdinde biriken primler vasıtasıyla sigortalıların hepsi birden ödemektedirler. Ancak ödenen tazminattan artan prim bakiyesi şirketin karı olmakta, kooperatif sigortasında olduğu gibi sigortalılara geri verilmemektedir. Buradan anlaşılacağa üzere karşılıklılık (mütüel, kooperatif) sigortası, kâr amacı gütmeyen karşılıklı yardımlaşma ve taahhüt içermekte bu nevi sigortada, samimî yardımlaşma düşüncesi, aracısız bir şekilde kendini göstermektedir.
4.3 Kooperatif Sigortacılığında Tekafül uygulaması
“Tekafül” sözlük anlamı itibari ile bir arada hareket etmek, dayanışma olarak yorumlanır ve burdan yola çıkılırsa Tekafül sigortacılığının çalışma prensibi, mütüel (karşılıklı, kooperatif) esaslara göre elde edilen gelirin İslami usullere göre helal kazançlar elde edecek şekilde değerlendirilmesi ve elde edilen kar veya zararın hakkaniyete uygun bir eşitlik içerisinde hak sahiplerine, ortaklarına dağıtılması esasına dayanmaktadır. Kooperatif sigortacılığının kendi yapısal düzenin uygun olması tek başına Tekafül uygulanabilmesine yetmemekte aşağıdaki unsurlarında devrede olması gerekmektedir.
• İslami kurallara uygun şekilde risk paylaşımı (re-tekafül) yapılması,
• Faizsiz bankacılık yatırım esasları ile fonların yönetilmesi,
• Teminata alacağı risklerde haram-helal hassasiyetinin gözetilmesi,
Sigortalı ortaklarının menfeatlerini koruyacak ve onların daha fazla kar payı alabilmelerini temin edebilmek açısından risk seleksiyonunu ve üretim kaynaklarının seçimini daha tedbirli ve konservatif olarak yapacak bir teknik alt yapı kurmak. Sistem içinde oluşacak hasarların tazminini organize ederken imkanlar dahilinde sistem içinde yer alan sigortalı ortakların katkılarına en az zarar verecek şekilde bir yapılanmayı tercih etmek .(Örnek: Hasar onarım maliyetlerini düşürecek yazılımsal ve servis alt yapısı güçlü bir sistem kurarak daha seri hizmeti daha ucuza sağlamak)
4.4. Kooperatif Sigortacılığında Tekafülün Uygulanabilirliği
• “Karşılıklı kefalet” mütüel sistemde yani kooperatif sistemde mümkündür.
• Riba (faiz) ve gabardan (kumar) muaf; İslam’a göre yasaklanan kaynaklardan oluşmaya engel değildir.
• Sermaye şirketleri kar güden kuruluşlarken kooperatifler kuruluş amacı gereği zaten kar veya zararı üyeler arasında paylaşmaktadır.
• Geleneksel sigortacılıkta şirketin sahibi sermayedarlar iken, tekafül sigortada kooperatif şirketinin sahibi ortaklar yani poliçe sahipleridir. Mütüel sistemde bir varlığını sigortalatmak isteyen kişi hem kooperatifin ortağı olmakta hem de kooperatifin poliçe müşterisi olmaktadır.
• İslami finans sektörüyle ilgili her platformda ifade edilen “kâr-zarar ortaklığı” ifadesi, sigortacılık sektöründe kooperatif modellemesiyle daha kolay hayata geçebilir.
4.5. Kooperatif Sigortacılığının Avantajları 4.5.1 Yerli Sermaye Avantajı
Kooperatiflerin değişir ortaklı ve değişir sermayeli bir yapısının ve ortağın sermayesinin ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına sahip olması yabancı sermayenin bu sistemde yer almamasını dolayısıyla ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından fırsat sunmaktadır. Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri Türk sigorta sektöründeki paylarını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektörde yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin, bugün ülkemiz sigorta sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %90 düzeylerine çıkmış bulunmaktadır. 4.5.2 Vergi Avantajı
Kooperatifler Kurumlar Vergisi Kanununun 4/k maddesine göre vergi muafiyeti kapsamındadır. Sadece ortaklarına hizmet götürmek amacıyla kurulan (Sınırlı Sorumlu ) kooperatifler her türlü vergi ve harçlardan muaf tutulmuşlardır.
4.5.3. Yasal Düzenlemelerin Uygunluğu
2007 yılında yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu “Madde 3” ile kooperatiflerinde anonim şirketler gibi sigortacılık faaliyetinde bulunmasının önü açılmıştır.
Kanunun 3 üncü bendinde,
Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;
• Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,
• Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,
• Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi, zorunludur.” denilmektedir.
Ayrıca, 2011 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanununun 124 üncü maddesinde şirket türleri sayılırken kooperatifler aynı anonim şirket gibi ticaret şirketleri arasında sayılmış; ancak bu kategorinin bir alt dalı olan sermaye şirketi olarak değerlendirilmemiş, ayrı bir kanunu olması (1163 sayılı Kooperatifler Kanunu) nedeniyle kendine özgü bir tür olarak değerlendirilmiştir.
“Karşılıklı sigorta” başlıklı 1402’nci maddesinde ise;
Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir.” denilmekte ve mütüel sigortacılık, karşılıklı sigortacılık, kooperatif sigortacılığı veya tekafül olarak adlandırılabilecek sigortacılık faaliyetlerinin, kooperatif modeli ile yapılabilmesinin önünde bir engel olmadığı sonucunu doğurmaktadır.
4.6 Kooperatif Sigortacılığının Gereksinim Duyduğu Mevcut Düzenlemeler
4.6.1 Kuruluş
5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 3 üncü maddesine göre;
Bir sigorta kooperatifinin kurulabilmesi için en az 200 ortak gerekmekte, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre ise bir kooperatif en az 7 ortakla kurulabilmektedir. Bu durumda bir sigorta kooperatifini kaç kişiyle kurulacağı soru işareti yaratmaktadır. Kuruluş ve tüzel kişiliğin kazanılmasına ait işlemleri 7 ortakla yapılan bir kooperatifin kurulduktan sonra en az 193 ortak daha kaydederek en az 200 ortaklı yapısıyla Hazine’den sigortacılık yapma ruhsatı konusunda başvuru yapabilmesi söz konusu ancak 7 ortakla yapılan başvurunun ilgili Bakanlık olan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü) tarafından reddedilmesi, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne göre mümkün görülmemektedir.
4.6.2 Genel Kurul
Kooperatifler Kanununun 48 inci maddesine göre her bir kooperatif ortağının genel kurulda bir oy hakkı bulunmakta, bu da çok ortaklı bu kooperatiflerin genel kurullarının çağrı işlemlerinden başlayıp toplantının yapılıp karar alınmasına kadar geçen süreçlerin yapılmasını zor kılmaktadır. Bu sorunun giderilmesi kooperatif genel kurullarının ya elektronik ortamda yapılması ya da Kooperatifler Kanununun ilgili hükümlerinin çok ortaklı kooperatiflerin bu sorununu giderecek yönde değiştirilmesiyle mümkün görülmektedir.
4.6.3 Yönetim Kurulu
Kooperatifler Kanununa göre yönetim kurulu üyeleri ortaklar arasından seçimle belirlenmekte, bu seçimde en fazla 4 yılda bir yapılmaktadır. Sigortacılık Kanununa göre ise yönetim kurulunun doğal üyesi olan genel müdür atamayla gelmekte ve kanundan kaynaklanan belirli nitelikleri haiz olması gerekmektedir. Dolayısıyla, genel müdür niteliklerine haiz birisinin yönetim kurulunda seçilmemesi mümkün olabileceğinden iki mevzuatın bu konuda ki uyumsuzluğunun giderilmesi ihtiyacını doğurmaktadır.
4.6.4 Sermaye Yapısı
Kooperatifler “değişir ortaklı ve değişir sermayeli” bir ortaklık türüdür. Bir ortağın kooperatife koyması gereken en az ortaklık bedeli Kooperatifler Kanununun 19 uncu maddesi uyarınca 100 TL’dir. Bu durumda küçük değerdeki poliçe bedellerinde sigortalının bir de ortaklık bedeli ödeme zorunluluğunun bulunması, sigorta kooperatiflerinin ekonomik gelişimi ve rekabet edebilirliğinin önündeki en önemli engellerdendir.
Örneğin piyasada sigorta şirketlerince 10-20 TL’ye yapılan ferdi kaza sigortası poliçesi için sigorta kooperatifine başvuran bir kişinin 100 TL sermaye bedeli 10 TL poliçe bedeli toplam 110 TL ödemesi gerekecektir.
Ayrıca DASK poliçesi gibi şirketlerin aslında aracılık ettiği poliçe türlerinde, şirketler bir komisyon geliri elde ederken kooperatiflerin bu işlemi “ortaklık içi işlem” ya da “ortaklık dışı işlem” kategorisinde yapacağı hususu son derece teknik ve karmaşık bir konudur.
Ortaklık içi işlem yapılması halinde ortalama 50 TL’lik bir poliçe için bir de ortaklık payı vermesi rekabeti engellemekte; Ortaklık dışı işlem olarak yapılması halinde ise Kurumlar Vergisi Kanununun 4/k maddesine göre kooperatifin vergi muafiyeti konusu tartışmaya açılmaktadır. Bu konunun kesin bir şekilde çözümü kooperatiflerin sermaye kurgusunun değiştirilmesi, Kooperatifler Kanununun 19’uncu maddesindeki bir payın değerinin 100 TL olarak saptanması yerine 1 TL’lik kupon değer üzerinden hesaplamaya gidilmesi, üst sınır olarak 5.000 pay sınırının kaldırılması olabilir. Batı Kooperatifçiliğinde olduğu gibi Katılımcı Ortak (Sigorta ettirmek amacıyla kooperatife ortak olanlar ) ve Yatırımcı Ortak ( aynen kurucu ortaklar gibi bir oy karşılığında max. 5000 pay alarak kooperatife yatırım amaçlı ortak olmanın sağlanması çözüm olabilecektir.
4.6.5 Ticari Defterler
6102 sayılı Ticaret Kanununa göre tüm ticaret şirketlerinde olduğu gibi kooperatiflerde de diğer ticari defterlerin yanı sıra ortaklar pay defteri tutulmalıdır. Bir kooperatif sigorta şirketinin “anlamlı” bir ortaklık yapısına sahip olması için binlerce ortağının bulunması gerekmektedir. Örneğin 100.000’in üzerinde bir ortaklık yapısına ulaşmış bir şirketin ortaklar pay defterinin de en az 100.000 sayfalı ve her bir sayfasının noter tasdikli olması gerekmektedir. Bu durumun maddi külfeti sayfa başı noter tasdik maliyeti ile ortak sayısının çarpımına eşittir.
4.6.6 Ortaklık Senedi
Kooperatifler Kanununun 18 inci maddesine göre kooperatifler ortaklarına birer ortaklık senedi düzenlemelidirler. Ancak bunun hiç bir yasal müeyyidesi bulunmamakta, hatta günümüzde böyle bir senede ihtiyaçta bulunmamaktadır. Maddeyle ulaşılmak istenilen amaç, tüketim kooperatiflerinde ya da ortaklarıyla sürekli olarak “alış veriş” yapan kooperatiflerde ortaklık içi-ortak dışı işlem hesaplarının ayrıştırılmasıdır. Somut olarak eskiden elle yazılan banka hesap cüzdanlarının kullanılması bugün için ne kadarmümkünse, ortaklık senedinin kullanılması da o kadar mümkündür.
4.6.7 Finansal Tablo Analizi
Kooperatiflerin muhasebe kayıtları ve finansal tablo hesap planları, bazı hesaplar sermaye şirketlerinden farklılık arz etmektedir. Dolayısıyla finansal tabloları analiz ederken kullanılan rasyolar ve bunların sonuçlarını değerlendirirken kooperatiflerin kendine özgü yapısını dikkate almak gerekecektir.
4.6.8 Denetim Sistemi
Kooperatifler Kanununa göre kooperatiflerin denetimi denetim kurulu üyelerince yapılmaktadır. Sigortacılık Kanununa göre denetimin bağımsız denetçilerce yapılması zorunludur. Tekafül sisteminde ise yönetimin faaliyetlerinin “tekafül kurallarına uygun olup olmadığının denetimi” gerekli olup, bunun için bir “şer’i heyet” birimi gereklidir.
Bütün bu farklı denetim işlerinin yeniden kurgulanması gerekmektedir.
4.6.9. Kurumsal Kültür
Kooperatifler üzerindeki kamusal denetim yetkisi Gümrük ve Ticaret Bakanlığı uhdesinde olup faaliyet alanlarına göre diğer ilgili kurumlar da kendi yetki kanunları çerçevesinde bu kuruluşlar üzerinde denetime yetkilidir.
Örneğin bir Sigorta Murakıbının bugüne kadar edindiği bilgiler doğrultusunda bir sigorta kooperatifinin denetimini yaparken ön plana çıkardığı denetim kültürü veya hassasiyetler ile bir Gümrük ve Ticaret Müfettişinin ön plana çıkardığı denetim kültürü ve hassasiyetler birbirinden farklı olabilecektir.
SONUÇ Katılım Bankalarının finans sektöründe gelişmesi katılım sigortacılığı (Tekafül) piyasasına giriş için iyi bir fırsat oluşturmuştur. Kamu bankalarının da İslami finans sektörüne girme planları bulunduğu bu dönemde faizsiz finans sektörünün önünü açmada önemli bir dönemeç bizi beklemekte. Şu anda Türkiye’de Bank Asya, Türkiye Finans, Albaraka Türk ve Kuveyt Türk’ün dahil olduğu dört katılım bankası bulunmakta ve Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halkbank’ın katılım bankaları kurmaları suretiyle tekafül sigortacılığının gelişerek faizisz sigortacılık fonlarının kısa sürede 3 katına çıkması beklenmektedir. Tekafül piyasasındaki, büyüme ve karlıklık beklentileri pazarın ekonomik olgunluğuna ve düzenleyicelerin yapılarına göre önemli farklılıklar göstermektedir. Finans sektöründeki dalgalanmalara rağmen, üç önemli market büyüme ivmesi göstermiştir.Sudi Arabistan, Birleşik Arap emirlikleri ve Malezya. Pazar payı bir çok örnekte halen karlılığa dönüştürülebilmiş değildir.Mevzuatsal iyileştirmeler hızlı gelişme gösteren Türkiye ve Endonezya gibi ülkelerde yeni fırsatlar açmaktadır. Genç ve büyük nüfufu ile Türkiye, islami sigortacılık için yüksek potansiyel taşımaktadır. İslami Finans sektöründeki kısıtlı hukuki altyapı tekafül piyasasının gelişimini engelleyici faktör olarak görülmektedir. Yine de katılım bankalarının kurulması ile tekafül piyasası daha fazla ilgi görmektedir. Son gelişmeler ile birlikte, devlet tarafından işletilen bankalar Zıraat Bankası, Halk Bank, Vakıf Bank, Katılım Bankası kurarak piyasaya dahil olacaklardır. Şu anda Türkiye bankacılık sektöründe %5.3 Pazar payıyla Bank Asya, Albaraka Türk, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans olmak üzere dört Katılım Bankası faaliyet göstermektedir.
Ülkemizde tekafül sigortacılığı yeni gelişmeye başlamış ve bu alandaki pazarın büyüme beklentiside artmıştır. Gerekli ve yeterli yasal zemin bulunmakta olup, iyileştirici bazı düzenlemelere ihtiyaç vardır. Tekafül sistemiyle faaliyet gösteren bir A.Ş. (Neova Sigorta) yapıları Tekafül Sigortacılığına uygun olan Kooperatif Sigortacılığı lisansı almış iki şirket bulunmaka (Koru ve Doğa Sigorta) ve yenilerinin ekleneceğine dair istek ve arzunun olduğu bilinmektedir. Kooperatif Sigortacılığı hem ülkemiz sigortacılık sektöründeki yabancı sermaye artışının dengellenmesi adına hem de mevzuatı gereği yapısının uygun olması nedeniyle tekafül sigortacılığı için uygun bir model olabileceği ilgili kurumlarca değerlendirilmelidir.
Son verilere göre emeklilik sistemindeki faizsiz fonların büyüklüğü 960 milyon TL’ye ulaşmış durumda. Bu rakam sistemdeki tüm fonların yaklaşık %3’ünü oluşturmaktadır. Sistemdeki tüm fonların toplam büyüklüğü 33 milyar TL seviyelerinde olup faizsiz fonlar son 3 sene ortalama %30 civarında büyüyerek, aslında bize potansiyel hakkında olumlu izlenimler vermektedir. Günden güne büyüyen ve derinleşen Bireysel Emeklilik Sistemi, yakın gelecekte İstanbul’un faizisiz finans merkezi olmasında önemli rol oynayacağı düşünülmekte. Türkiye, genç nüfusu ve hızlı büyüyen ekonomisiyle İslami sigorta için önemli bir potansiyele sahip olmasına paralel, bireysel emeklilik, hayat sigortası ve elementer sigorta hizmeti almak isteyen ve faiz hassasiyeti olan geniş bir kesim bulunmakta. Bu kitlenin ülke finans sektörüne kazandırılması açıkta kalan risklerin teminata alınması ekonominin daha sağlam temellere oturtulmasında önemli arz etmektedir.
Tüm bu gelişme ve beklentiler ışığında ülkemizde Tekafül Sigortacılığının gelişme safhasında olması nedeniyle Neova Sigorta’nın tekafül sigortacılığının tanımı ve beklentilerine uygun yapma hassasiyetinde olduğu bilinmektedir, desteklenmesi ve önünün açılması yeni tekafül sigortacılığı yapma arzusunda olan şirketlerin sektöre girmesini sağlayacaktır. Devamında bu şirketlerin gelişen faizsiz enstürman piyasalarının gelişmesi ile büyük sermayeli tekafül sigorta şirketi ve retakafül şirketlerinin kurulmasını ve artmasını sağlayarak islami sigortacılığın kısa sürede istenilen noktaya geleceğine inanmaktayım.